FTÖ kısaltmasıyla mahkeme zabıtlarına geçen örgütün liderinden talimat “dua” kılığında geldi:

“Onları en çabuk zamanda çok rahatlıkla salıver Allahım!”

Gelen emir, hemen uygulamaya konuldu.

Sonra da örgütün avukatları, yetkisiz mahkemeye dilekçeleri dayadılar.

Hakim yetkisiz olabilirdi, ama örgüt liderinden gelen talimatı ne pahasına olursa olsun uygulayacak, hukuk dışı karara her türlü kılıfı geçirecek, kılıf uysa da uymasa da umursamayacak, hattâ aldığı kararın kendisine neye mal olacağını bile düşünmeyecek kadar “inanmış” biri olsa yeterdi.

Kaldı ki, dua kılıklı talimatta, “çok rahatlıkla” ifadesi de birşeyler anlatıyor olmalıydı:

Hiç tasalanmayın, bu iş rahat olacak, tereyağından kıl çeker gibi kolaylıkla gerçekleşecek, siz hiç merak etmeyin kabilinden birşeyler…

Hani daha önce de böyle rahatlatıcı mesajlar geliyor, “Başbakan ölecek, kurtulacaksınız” şeklindeki vaadlerle örgüt eleman ve sempatizanları birtakım yasa veya ahlâk dışı işlere sevk ediliyordu ya… Ama “Bugün ölecek, yok olmadı yarın ölecek, şimdi olmadı altı ay sonra ölecek” şeklindeki vaadler yüz bin defa yalan da çıksa, şakirtler yüz bin birinci defa yine aynı saflıkla bu vaadlere inanıyorlardı. Avukat veya hakim olmak, örgüt liderinin yalan vaadlerine inanmanın önünde bir engel teşkil eder mi? Bütün mesele, kişi üzerinde hukukun mu, yoksa haşhaşın mı daha etkili olduğuna bakıyor.

Emir demiri kesiyor

Talimatı alan tam teşekküllü terör örgütünün avukatları, dilekçelerini tabii ki önüne gelen mahkemeye verecek değillerdi. Günlerdir sosyal medyada bu kararları verecekleri konuşulan hakimleri elleriyle koymuş gibi buldular ve dileklerini sundular.

Yetkisiz hakimlerden birisi, önce savaş alanını mayınlardan temizlemeye koyuldu.

Yetkili 10 tane hakimin 10’u hakkında da (yazıyla on) birer birer redd-i hakim kararı verdi, aklınca hepsini birden devre dışı bıraktı.

Sonra da dâvâyı (dosyayı değil, çünkü hakimin elinde dosya bile yoktu) diğer ahbabına havale etti.

Diğer hakim ise bir haftasonu gecesi kapısını kilitleyip bilgisayarının başına oturdu ve örgüt şüphelisi 76 tane tutuklu hakkında tahliye kararı yazdı.

Ve, Cumartesi gece yarısına doğru bu kararı UYAP’a yüklemek yerine, bilgisayardan karar suretlerinin çıktısını aldı ve örgüt avukatlarına teslim ederek tahliye işlemlerini gerçekleştirmek üzere avukatları Silivri’ye uğurladı. Uğurlarken arkalarından su döküp dökmediğini bilmiyoruz, ama birşeylerin eksik kaldığı kesindi.

Çünkü avukatlar Çağlayan’dan çıkamadılar.

Başsavcı hukuksuz uygulamaya âlet olmadı ve örgüt kararlarını uygulamaya koymadı. Sonra yetkili hakim devreye girdi ve verilmiş hukuksuz kararları geçersiz kılan bir karar aldı.

Bu arada HSYK da Çağlayan Adliyesinde örgüt adına adalet dağıtan hakimler hakkında inceleme başlattı.

Dualar kabul olmuş!

Ne var ki, avukatlar yola  çıkamasa da “müjde” çoktan yola çıkmış, ışık hızıyla bütün örgüte yayılmıştı.

Sosyal medya, tahliye dilekçelerinin Allah tarafından kabul edildiğini zanneden şakirtlerin “Dualar kabul oldu” mealindeki mesajlarıyla çalkalanıyordu.

Fakat sevinç çığlıkları uzun sürmedi. Sabah ışıkları Silivri’yi aydınlatırken, yasal yolları ve ümitlerini tüketen şakirtler de Fetih sûresi üfleyerek yusufçuklarını kurtarmaya çalışıyorlardı. (Not: Haşhaşîlikte Kur’ân, Peygamber, Allah da dahi her şey ve her kutsal kavramı, örgütün amaçlarına ulaşmak için her zaman ve her şekilde kullanmak caizdir.)

“Ben buradayım!”

Filmin bundan sonraki kısmı halen çekim aşamasında bulunuyor.

Şu an için kesinlik kazanan birşey varsa, o da, örgütün stratejik şekilde konuşlandırılmış elemanlarından iki tanesinin, kanun kaçağı bir örgüt lideri uğruna niyazi olduğundan ibaret. Bunlar nasıl gözden çıkarılır diyecek olursanız, örgütün ABD’de saray keyfi süren lideri haricinde gözden çıkarmayacağı hiçbir şeyin bulunmadığı cevabını alırsınız. Bu cevap, dün gece bir kere daha teyit edilmiş bulunuyor.

Bu kadar okumuş, gün görmüş, bir yerlere gelmiş “aklı başında” adamın nasıl olup da kendilerini böyle göz göre göre harcayabildikleri sorusuna gelince, bunu da, bırakalım, gelecek nesiller cevaplandırsın. Öyle sanıyoruz ki, ileride yazılacak tarih kitapları, bu örgütle Haşhaşîler hakkında günümüzde yapılan kıyaslamaları incelerken, Haşhaşîlere pek çok haksızlık edilmiş bulunduğunu da ortaya çıkaracaklardır.

Şu an için açığa çıkmış kesin ve tartışmasız bir gerçek var:

Gazeteleriyle, ajanslarıyla, televizyonlarıyla, kurumlarıyla, bankalarıyla, avukatlarıyla, memurlarıyla, vekilleriyle, hakim ve savcılarıyla, tabandaki uyuşturulmuş sempatizanlarıyla tam teşekküllü bir terör örgütü, açıkça “Ben buradayım” diyor.

Anlamayanlar için, bunun en son ve kesin açıklaması, 25 Nisan’ı 26 Nisan’a bağlayan gece yarısı yapıldı.

Duymayan var mı?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here