Türk Silâhlı Kuvvetleri, yüzlerce askeriyle elini kolunu sallaya sallaya bir yabancı ülkenin topraklarına girdi ve orada tereyağından kıl çekercesine kolaylıkla bir operasyon gerçekleştirdi.

Benzer bir operasyonu faraza İsrail ordusu yapmış olsaydı, o İslâm ve insanlık düşmanını başarısız göstermeye kalkmak, bizim paralelcilerle onların kuyruğuna takılanların akıllarından geçer miydi?

Fakat düşman ülkeye gösterdikleri saygı ve sevgiyi, bu kafadarlar kendi ülkelerinden ve vatanlarından esirgiyorlar; kendi devletlerini en başarılı olduğu bir konumda başarısız göstermek için yarışıyorlar.

Bu nasıl bir haset ve husumettir ki, onlara kendi ülkesini, kendi askerini, kendi devletini dünyanın gözünde küçük düşürmek için başvurmadık çare, yalan, hile, tezvir, iftira bıraktırmıyor!

İşte böyle bir ihanetin adı henüz konmamış.

Ama adı konmasa da, nasıl birşey olduğunu ve neden kaynaklandığını, bundan bir asır önce, Bediüzzaman çok güzel tarif etmiş:

***

“Hayvanın aksine olarak [insanın] kuvâ ve meyilleri fıtraten tahdid edilmemiş, meyl-i zulüm hadsizdir. Ene’nin eşkâl-i habisesi olan hodgâmlık, hodfikirlik, hodbinlik, hodendişlik, gurur ve inat o meyle inzimam etse, öyle ekberü’l-kebairi icad eder ki, daha beşer ona isim bulmamış. Cehennem’in lüzumuna delil olduğu gibi, cezası da yalnız Cehennem olabilir. . . . Meselâ, Muhteris bir intikam veya müntakim bir hilâfıyla bir kere demiş: ‘İslâm mağlûp olacak, kalbi parçalanacak.’ Sırf o müraî ruhtan gelen, yalancı fikirden çıkan meş’um sözünü doğru göstermek için, İslâm mağlûbiyetini, İslâm perişaniyetini arzu eder, alkışlar, hasmın darbesinden mütelezziz olur.”

***

Söylenecek başka birşey kaldı mı?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here