Risale-i Nur ile yapılan iman hizmetini, Bediüzzaman, “manevî cihad” olarak tarif eder.

“Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalâletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir” der Bediüzzaman. Onun için, bu büyük tehlikeye ve manevî tahribata karşı büyük bir manevî cihadla mücadele etmek zarureti vardır.

Maddî cihad ise, dış düşmanlara karşı yapılır ve devlet eliyle yürütülür ki, Bediüzzaman’ın bu sahada da büyük hizmetleri geçmiştir. Birinci Dünya Harbinde Ruslara karşı gönüllü alay komutanı olarak savaşmış, işgal altındaki İstanbul’da İngilizlere karşı alenî şekilde mücadele ederek haricî düşman karşısındaki millî şuurun canlı tutulmasına hizmet etmiş, Millî Mücadeleyi desteklemiştir.

Manevî cihada gelince, bu, manevî tahribatı önlemeyi hedef alan ve ilim yoluyla yapılan bir cihaddır. Belki vatan toprakları ecnebî işgali altında değildir; fakat fikirler, zihinler, telâkkîler ve hayat tarzları ecnebî işgali altına girmiştir. Allah’ın mülkünü tabiat, sebepler ve çeşitli varlıklar arasında bölüştüren telkinler, “bilim” etiketi altında dayatılmaktadır. İnsanların imanlarını tehlikeye düşürecek düşünceler ve sözler her taraftan ehl-i imanı kuşatan propagandalar halinde sistemli bir şekilde tekrarlanmakta ve bu suretle hayatın bir parçası haline getirilmektedir. Manevî tahribatın vehameti, Bediüzzaman’a “Karşımda müthiş bir yangın var; içinde evlâdım tutuşmuş yanıyor” dedirtecek boyutlardadır.

Bu durum, insanların imanlarını kurtarmayı hedef alan ve ilim yoluyla yapılan manevî cihadı, zamanın en mühim vazifesi haline getirmektedir. Onun için, Bediüzzaman, “Asıl mesele bu zamanın cihad-ı manevîsidir. Manevî tahribatına karşı sed çekmektir” der.

***

Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk çocuğu ganimet hükmüne geçer. Dahilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket, müsbet bir şekilde mânevî tahribata karşı mânevî, ihlâs sırrıyla hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dahildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenâb-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dahilde ancak âsâyişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dahil ve hariçteki cihad-ı mâneviyedeki fark pek azîmdir.

— Emirdağ Lâhikası: 2

 

***

 

Risale-i Nur imanî meselelerde hem ruha, hem kalbe, hem akla ve hem de yirminci asrın idrakine uygun bir tarzda izahatta bulunduğu için tesiri büyük oluyor. Bu sebebledir ki, şimdiye kadar hiçbir Nur talebesinin adliyeye intikal eden müstekreh bir hareketi vuku bulmamış, asayiş-i umumiyeyi ihlâl eden, kanunlara uymayan hiçbir davranışı, hiçbir zaman hiçbir yerde görülmemiştir.

 

Risale-i Nur hizmetinden dünyevî hiçbir menfaat beklenmez. Çünki onun bağlı olduğu kudsî hakikat değil çürümeye, yok olmaya mahkûm olan fâni dünyaya, hattâ kâinata bile âlet edilemez. Dünyaya bakan ciheti; ahlâkı düzeltmek, dünya ve âhiret saadetlerinin beratı ve senedi olan iman-i tahkikîyi müslümanların eline vermek ve haricî tecavüzata karşı manevî cihad etmektir.

 

Bediüzzaman diyor ki :

 

Birtek gayem vardır: O da, mezara yaklaştığım bu zamanda İslâm memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses âlem-i İslâmın iman esaslarını zedeliyor, halkı bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek, gençleri ve Müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücahedem ile inşâallah Allah huzuruna gitmek istiyorum. Bütün faaliyetim budur. Beni bu gayemden alıkoyanlar da korkarım ki, bolşevikler olsun. Bu iman düşmanlarına karşı mücahedeyi açan dindar kuvvetlerle el ele vermek benim için mukaddes bir gayedir. Beni serbest bırakınız, el birliğiyle komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslahına ve memleketin imanına ve Allah’ın birliğine hizmet edeyim.

— Konferans

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here