Emirdağ, Bediüzzaman Said Nursî için sürgün yeri olarak özellikle seçilmişti. Burası, Bediüzzaman’ın her bakımdan tecrit edilerek iyice yalnız başına kalacağı ve en küçük bir hareketine fırsat verilmeyecek bir yerdi. Kader ise, onu Emirdağ’ın asil ve köklü ailesi Çalışkanlar hanedanının sıcak misafirperverliği ile ağırlamayı murad etmişti. Çalışkan’lar, Emirdağ’daki ilk günlerinden hayatının sonuna kadar Bediüzzaman’ın topyekûn hizmetinde bulundular. Bu uğurda her türlü tehlikeyi göze aldılar, hapse girdiler, çilelere katlandılar, kendilerini yıldırmak isteyenlerin tehditlerine ve tezviratına kulak asmadılar. Sonunda, Emirdağ yıllarının çileleri zor da olsa gelip geçti. Fakat o çileli günlerden kalma bir ünvanı, o kutlu aile, nesilden nesile iftiharla aktarıyor:

“Çalışkanlar Hanedanı.”

***

Osman Çalışkan

(1899-1965)

Emirdağ’da dünyaya geldi. Hafız idi. Bediüzzaman’a hizmet eden ailenin en büyüğü idi. Kendisi hergün Üstadın mangalını yakarken, eşi Sultan Hanım da Üstadın yemeğini hazırlar, çamaşırını yıkar, ayrıca Risale de yazardı.

Bediüzzaman ile birlikte Afyon hapsine girdi. Mertliğiyle ün yapmıştı; adının her anıldığı yerde heybetini hissettirirdi. Vefat ettiğinde, hükûmet bundan emin olmak istemiş ve kabristanda polis memurlarıyla tahkikat yaptırmıştı!

***

Mehmet Çalışkan

(1905-1984)

Bediüzzaman ile görüşmek için gelenler önce onun dükkânına uğrardı. Kendisi Bediüzzaman’ın her türlü hizmetini görürken, hanımı da çoğu zaman yemeklerini yapardı. Birgün Bediüzzaman kendisinden oğlu Ceylân’ı istediğinde, hiç tereddütsüz onun hizmetine verdi. Üstad ona istediği zaman yanına girip çıkma izni vermiş ve “Kardeşim Mehmet, siz yüz sene hizmet ettiniz” şeklinde iltifatta bulunmuştu.

***

Hasan Çalışkan

(1908-1978)

Osman Çalışkan’ın kardeşi. Bediüzzaman Emirdağ’a ilk geldiğinde karakola götürülmüş, buradaki ifadesinde, bir otelde kalmak istediğini söylemişti. Otele yerleştiğini haber alarak kendisini ilk ziyaret eden kişi Hasan Çalışkan oldu ve “Sizi bir eve yerleştirsek” diyerek Üstada teklifte bulundu. Bediüzzaman bu teklifi kabul edince de ağabeyleriyle istişare ederek, Üstadı halen yıkılmış bulunan evine yerleştirdiler. Bediüzzaman, kendisine “Buradaki ilk talebem sensin” sözüyle iltifatta bulunmuş ve “Siz dört kardeşsiniz; ben de dört kardeşim. Çalışkanlar hanedanı benim akrabamdır” demiştir.

***

 Abdullah Çalışkan

(1918-1952)

Osman Çalışkan’ın küçük kardeşi. Emirdağ Yeni Mmahalle muhtarlığı ve avukatların yanında kurs görerek dava vekilliği yaptı. Bir kurban bayramı arefesinde hastalandığında zehirlenme teşhisi konuldu. 50 gün sonra vefat etti. O hastalandığında Üstad da rahatsızlanmıştı. Abdullah Çalışkan vefat ettiğinde Bediüzzaman, oğlu Kamil Çalışkan’ı çağırıp şöyle demişti ” Babanız benim yerime kurban gitti. eğer o vefat etmeseydi, ben vefat edecektim. o yüzden size bakmakla ben mükellefim.”  O günden sonra, Emirdağ’da olduğu hergün Abdullah Çalışkan’ın çocuklarına “Bugünlük tayinatınız bu” diyerek yiyecek gönderdi.

***

Halil Çalışkan

(1930-1965)

Osman Çalışkan’ın büyük oğlu. Ceylân Çalışkan ile birlikte Risale-i Nur’ları okumaya başladı. Bir müddet babasının dükkânında çalıştıktan sonra tamamen Bediüzzaman’ın hizmetine girdi. Afyon’da Üstad ile beraber hapse girdi. Genç yaşında, babasından 46 gün önce vefat etti.

***

İhsan Çalışkan

(1933-2003)

Osman Çalışkan’ın ikinci oğlu. Halil Bediüzzaman’ın hizmetine girince, İhsan babasının yanında çalışmaya devam etti. Bir yandan da Üstadın ziyaretçilerini karşılamak ve onları Üstadın yanına götürmek gibi hizmetlerde bulunuyordu. Üstadın kapısına polis dikerek içeri girişi tamamen yasakladıkları zaman, bitişikteki dükkânın duvarını delerek oradan girip çıkarak Üstadın hizmetini görmeye devam ettiler. 1950’de açtığı dükkânı için Üstad “Benim teberrükümdür” diyerek on lira vermişti. Bir kış gecesi, Risale-i Nur dersinden dönerken yolda vefat etti.

***

Mahmut Çalışkan

(1938-         )

Nakşibendi şeyhi Ali Çalışkan’ın oğlu. Bediüzzaman Emirdağ’a geldiğinde altı yaşındaydı. Sonraki yıllarda Bediüzzaman kırlara gidip gelmekte zorlanınca, hizmetinde bulunanlar ondan habersiz şekilde bir jip almaya karar verdiler. Mahmut Çalışkan da Eskişehir’de kursa giderek şoförlük öğrendi ve Üstadın arabasını kullanmaya başladı. Risale-i Nur’un komünizm ve dinsizlik cereyanlarına galip geleceğini müjdeleyen rüyası, Üstadın talimatıyla lâhika olarak dağıtıldı.

***

Kâmil Çalışkan

(1934-2003)

Bediüzzaman’ı ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi iken tanıdı ve o günden sonra sürekli hizmetinde bulundu. Çocukken su taşımak, temizlik yapmak, yemek götürmek gibi işleri yapardı. Daha sonraki yıllarda Bediüzzaman’ın şoförlüğünü de yaptı.

***

Hüseyin Çalışkan

(1938-2003)

Hasan Çalışkan’ın oğlu. Çocukken babasını aramak üzere Üstadın yanına geldiğinde, Üstad kendisine “Burada yok” dediği halde, o hâlâ kapıdan içeri dikkatli dikkatli bakıp da babasının içeride olup olmadığını kontrol edince, Üstad kendisine “ehl-i tahkik” diyerek lâtife yapmıştı.

***

Zeki Çalışkan

(1940-1990)

Hasan Çalışkan’ın ikinci oğlu. Bediüzzaman’ı ilk olarak ne zaman gördüğünü hatırlamayacak kadar onu aileden biri olarak bildiğini söylerdi. Birgün Üstadın çamaşırlarını yıkanmak üzere Osman amcasının evine götürürken burnuna çalınan gül kokusunun nereden geldiğini merak eder ve sepetteki bütün çamaşırları yere serer. Görür ki, gül kokusu, “kirli” diye kendisine verilen bembeyaz çamaşırlardan gelmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here