2. Bu muammâyı kim çözer

Yaratılışın büyük muammâsını çözmek için sadece bir hayatımız var. Ondan sonrası dönüşü olmayan, daha başka ve ebedî bir diyar.

1. İnsanlığın en büyük muammâsı

Bizim hiçbir tercihimiz olmadan gözümüzü açtığımız bu dünyada kendimizi birtakım sorularla karşı karşıya buluyoruz: Biz kimiz? Burası neresi? Niçin buradayız? Bundan sonra nereye?

Kendi kendime bir hasbihaldir

16 Ekim 2014 Salı akşamı Fatih, Nurtaşı medresesinde Fırıncı Ağabeyin de iştirakiyle yaptığımız Lâhika dersinde, aşağıdaki Emirdağ mektubunu okuyarak bundan çıkarabileceğimiz dersleri not etmeye çalıştık. Sohbetin satırbaşları:   - I - Kendi kendime bir hasbihaldir Hâkim kendisi...

Risalelere müdahale hakkını kim nereden alıyor?

İlk telif edilmeye başladığı günden itibaren, insanlar, etrafında pervane olacak bir bağlılıkla bu eserlere tutuluyorlar, onu okuyorlar, okuyorlar, okuyorlar. “Risale-i Nur’u sadeleştirelim de herkes okusun” diyenlerin bir türlü görmek istemedikleri büyük gerçek de işte budur.

Peygamberimiz bütün salâvatlardan nasıl haberdar olur?

Tecelliyat için çeşit çeşit aynalar vardır: cam, su, hava, (bilhassa kelimelerin tecellîsi için) âlem-i misal, ruh, akıl, hayal, zaman ve daha bizim bilmediğimiz veya senin bilmediğin niceleri... Maddî ve kesif şeylerin aynalardaki timsalleri, hükmen kendilerinden ayrı ve...

Tercüme ile sadeleştirme aynı şey mi?

Ali İhsan Yurt merhumun muhteşem tesbiti: "Türkçe asırlarca Arapça ve Farsça ile yoğurulup da kıvamını aldıktan sonra Risale-i Nur yazıldı.Yoksa, Yunus Emre Türkçesiyle Risale-i Nur yazılmazdı."

Risale-i Nur’un dili nasıl öğrenilir?

Risale-i Nur'un kelimeleri, bizi olağanüstü zenginliklerle dolu âlemlere götürür. Orada gördüğümüz şeylerin burada karşılıkları yoktur. Oradaki zenginlikler, bizim modern dünyamızda bilinmeyen kelimelerle görünür ve tanınırlar.

Risale-i Nur tefekkürünü dinamitleyen bir teşebbüs

Risale-i Nur'un son derece derin ve zengin tefekkür sistemine, o zenginliğe uygun bir kavram ve kelime zenginliğiyle girilebilir. Bu kelimelerle oynayanlar, bu tefekkür sistemini de temelinden bozmuş olurlar.

Üstad’ın şefkatinden bir farenin nasibi

"Hey, çık mübarek hayvan, hey çık!" Bediüzzaman, Afyon hapsinde, hasta yatağında fareye böyle sesleniyordu. Talebesi Hasan Akyol öylece bakakaldı. ...

Risalelerin inanılmaz yolculuğu

Prof. Dr. Hayreddin Karaman anlatıyor: Benim özel olarak Arapça okuttuğum talebelerimden Hüseyin (Hüsmen) Duran vardı . O sıkı bir Nur talebesi idi. Üstadın bulabildiğim bütün kitaplarını okumak istediğimi söyledim. O da günlerce süren bir yolculuktan sonra, akıl almaz bir yoldan epeyce Risale getirdi. Nasıl mı getirdi?