Bir varlık, bin şahit

Her varlık, kendi varlığına ancak kendisi kadar şahitlik eder. Kendisini var edene şahitlik ettiği zaman ise, bütün varlıkları da beraber şahit gösterir.

Mercan düğünleri

ÜMİT ŞİMŞEK Avustralya açıklarında, denizlerin dibini rengârenk bir halı gibi kaplar mercanlar. Bu canlı halının tüyleri gibi uzanan poliplerden herbiri, aslında ayrı bir hayvandır. Bunlardan binlercesi birbirine bağlanır ve bir aile teşkil eder. Öyle bir aile...

Bir sineğin kanadı

Yunus Emre bir sineğin kanadını kırk kağnıya yüklemiş, kırkı da çekememiş. Şimdi kağnıların yerini otomobiller aldı, ama sinek kanadı yenilmezliğini hâlâ koruyor.

Sonbahar neş’esi

ÜMİT ŞİMŞEK Sonbahar kadar haksızlığa uğrayan bir mevsim daha yoktur. Nedense, onunla beraber hemen hüzün akla geliverir. Gerçi yaz mevsimini birtakım gelip geçici maceralarla tüketip de güze gelince ayrılık acısıyla baş başa kalanlar için bu...

Darwin taarruzu

ÜMİT ŞİMŞEK “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır.” Fetih Sûresi, 4 PALMERSTON, Avustralya’nın kuzeyindeki bir koyda yer alan bir liman şehriydi. İngilizler bu şehre kendi verdikleri ismi 1911 yılında değiştirdiler ve kendi kültürlerinin övünç kaynağı olan meş’um bir...

Sevgiye çağrı

Niçin dünya bu kadar güzel? Niçin sevilir bütün güzeller? Ve niçin sevmekle doymaz insan? Niçin koca dünya bir kalbi dolduramayacak kadar küçük kalır?

Dertli dünya

ÜMİT ŞİMŞEK Dertsiz bir dünya özlemini hepimiz zaman zaman çekeriz. Fakat bu dünyanın tabiatına bu kadar ters düşen başka birşey düşünmek zordur — dünyanın çekilmezliği yüzünden değil, dertlerin vazgeçilmezliği yüzünden. Dünyamızın dertlerle, acılarla, kötülüklerle iç içe...

Yerden göğe yağmur

İri ağaçlarla dolu bir dönümlük bir ormandan, bir gün içinde havaya 200 ton su pompalanır.

Baharın ölümü

Peş peşe döküldü bütün yapraklar. Ağaçlar soyundukça toprak giyindi: Önce altın sarısına döndü, sonra altınlarıyla beraber beyaz kefenine büründü.

Bir rüzgâr varmış, bir yokmuş

  ÜMİT ŞİMŞEK Rüzgâr diye birşey yoktur aslında. O havadır. Hava ise görülmez. Yalnız kılıktan kılığa girer. Çoğu zaman, aldığımız nefestir o. Damarların en ücra köşelerine kadar gider, can olur. Sonra, kelime olur dudaklarda. Kulaklar, sözleri ondan dinler. Kuşlar bir yandan, gök gürültüsü...