Benim Üstadın yanında ve hizmetinde kalışım, Üstadımızın hapsinin ikinci senesine rastlar. Çünkü Afyon Mahkemesi on ay mevkufiyetten sonra karar vermiş ve Üstadımıza yirmi ay, A. Feyzi’ye on sekiz ay, diğerlerine altışar ay ceza vermişti. Mevkuf olanlar tahliye edilmiş, gayr-i mevkuf olan Zübeyr tevkif edilmişti. Nur talebelerinin tahliyesinden sonra içerde Üstadımız A. Feyzi, Ceylan, Zübeyir, İnebolulu İbrahim Fakazlı kalmışlardı. Beraberdik. Bir hafta sonu Nazif Çelebi, oğlu Selahaddin Çelebi de geldiler. Biz, yani ben ve benimle beraber gelen Emin hocaefendi ayrıca muhakeme olunduk. Bana da  6 ay ceza verdiler. Yaşım 21’i doldurmadığı için bir ayını çıkarıp 5 aya indirdiler.

Çok şahane günler geçirdik. Şahane diyorum, çünkü inkişâfa müheyya çekirdeklerin yer altında çatlayıp filiz vermeleri sıkıntı değil, şevk ve neş’e verir. Allah, rahmetiyle ruha bunları hissettiriyordu. Hz. Said’in uzun yıllar tek başına ıztıraplı hayatı ve mücadelesinde açılmaya başlayan güzel Anadolu’nun ve âlemin canlanışındaki sonsuz saadet ve zevkin nüvesi yatmaktadır.

Hapishanede bu ruhî lezzetimizle beraber Üstadımızın hastalığı ve sıkıntılara maruz bırakılması bizi de müteessir ediyordu. Yanına girmeye izin vermiyorlardı. Savcı ile müdür ziyaretten men etmişti. Gardiyanlara baskı yaparak Bediüzzaman’la görüştürmeyi yasaklamışlardı. Bu yüzden gardiyanlar, kapı altından yukarı çıkarken bizlere dikkat ederler, berbere mi gidiyoruz, yoksa Üstadımızın kapısına mı dönüyoruz kontrol ederlerdi.

Hapiste Üstadımız bizimle çok alâkadar olur, başımız ağrısa veya birimizi mahzun görse hemen haber gönderir, soruşturur, mektup yazar ve teselliye çalışırdı. Mutlaka talebelerin derdiyle yakından ilgilenirdi. Bu da Hz. Üstad’ın büyük bir mazhariyeti ki, en büyük hizmeti yaptığı esnada, zahiren küçük gibi görünen meseleleri ihmâl etmezdi…

Hapishane hatıraları ayrı bir âlem… Burada Üstadımızı gayet şefik olarak görmekteyiz. Hapishanede daha ziyade lüzum eden sebat, sadakat, metanet, fedakârlık gibi ulvî hasletlerin en ilerisinde olduğu, oralarda yaşayan ve Üstad’ın haline yakından ve derinden âşinâ olanlarca malûmdur. Daimî mücadelesi, bilhassa evrad ve ezkârını mutlaka devam ettirmekteki azm-i metini, onun Allah’a iltica ve yönelmesinin ve yalnız O’na güvenip, O’ndan yardım istemesinin en bariz delilleridir. Zaten uzun yılların böyle sonu gelmeyen ıztırap ve elemlerini yudum yudum içerek sabr u metanet göstermesi ve bütün varlığıyla Hakka iltica ve tevekkülüdür ki, inayet-i İlâhiye kendine yâr olmuştur.

***

Önceki bölümler:

http://www.yazarumitsimsek.com/nurun-derslerini-ilk-goruste-hulasaten-aldik/

http://www.yazarumitsimsek.com/hapishane-bir-cennet-bahcesiydi/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here