– 30 –

Ele aldığı konular kadar, Risale-i Nur’un konuları ele alış biçimi de, kendisine has bir tarz takip ettiği için, bu da eserlerin tekrarlanarak okunması ihtiyacını doğuran sebepler arasında sayılabilir.

Ne kadar iman dersinden ibaret de olsa, Risale-i Nur’lar, herhangi bir konuyu, bir ders kitabının ele aldığı gibi alarak bölümlere, alt bölümlere, maddelere ayırıp incelemez. Zaman olur, uzayıp giden bir cümlede varlık âleminin altı üstüne getirilir; zaman olur, bir İlâhî ismin kâinat dolusu belgeleri sergilenir; zaman olur, dünya ile âhiret arasında hayal hızıyla gidiş gelişler yaşanır.

Bu özellik, ilk telif edilen risalede kendisini göstermiş ve daha sonra, binlerce sayfalık Risale-i Nur Külliyatı boyunca aynen korunmuştur. İşte, Barla’da ilk olarak kaleme alınan Haşir Risalesinin ilk bakışta hemen anlaşılmayan bu özelliğini dikkate almadan bu eser hakkında yapılan bir açıklamayı Bediüzzaman düzeltmek ihtiyacını duymuş ve bunu yaparken de Risale-i Nur’un üslûbundaki önemli bir özelliği açıklığa kavuşturmuştur:

IMG_4291-a

O zat demiş ki: “Onuncu Sözün Hakikatleri münkirlere karşı değil. Çünkü sıfât ve esmâ-i İlâhiyeye binâ edilmiş.” Abdülmecid cevabında diyor ki: “Münkirleri Hakikatlerden[1] evvelki dört İşaretle imana getirmiş, ikrar ettirmiş. Sonra Hakikatleri dinlettiriyor” meâlinde cevap vermiş. Hakikî cevabı şudur ki:

 

Her bir Hakikat, üç şeyi birden ispat ediyor: Hem Vâcibü’l-Vücudun vü­cu­du­nu, hem esmâ ve sıfâtını; sonra haşri onlara bina edip, ispat ediyor. En mu­an­nid münkirden, tâ en hâlis bir mü’mine kadar herkes, her Hakikatten hissesini alabilir. Çünkü, Hakikatlerde, mevcudata, âsâra nazarı çeviriyor. Der ki:

 

Bunlarda muntazam ef’al var. Muntazam fiil ise fâilsiz olmaz. Öyleyse bir fâili var. İntizam ve mizanla o fâil iş gördüğü için, hakîm ve âdil olmak lâzım gelir. Madem hakîmdir; abes işleri yapmaz. Madem adaletle iş görüyor; hukukları zayi etmez. Öyleyse mecma-ı ekber, bir mahkeme-i kübrâ olacak.

 

İşte Hakikatler, bu tarzda işe girişmişler. Mücmel olduğu için, üç dâvâyı birden ispat ediyorlar. Sathî nazar fark edemiyor. Zaten o mücmel Hakikatlerin her birisi, başka risaleler ve Sözlerde kemal-i izahla tafsil edilmiş.[2]

Risale-i Nur’un bu özelliği, onu klasik eserlerden, özellikle ders kitaplarından ayırırken, diğer yandan da kâinata ve Kur’ân’a yaklaştırmaktadır. Belki onun halk arasında bu kadar geniş bir ilgiyle karşılanmasının başlıca sebebi de budur.

Bir sonraki bölümde, Risale-i Nur’un bu özelliğini daha da açmaya çalışacağız.

[Devam edecek]

[1] Onuncu Sözün konuları “Birinci Hakikat, İkinci Hakikat” şeklinde on iki bölümde ele alınmaktadır ki, bu metinde “Hakikat” ile bu bölümlere atıfta bulunulmuştur.

[2] A.g.e., 1541.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here