PKK ile onun siyaset ve medya alanındaki uzantıları, bugüne kadar “çözüm süreci” görüntüsü altında ortaya çıkan bir devlet otoritesi boşluğundan yararlanıp durdular.

Memleketi bu boşluktan istifade ile cephaneliğe çevirdiler.

Doğu ve güneydoğu illerinde vatandaşın oyunu bu sayede gaspedebildiler.

Çünkü bunların tehditlerine karşı koyduğu takdirde vatandaş kendisini koruyabilecek bir otorite bulabileceğinden emin değildi.

Fakat devlet otoritesi kendisini hissettirir gibi olunca durum radikal bir şekilde değişmeye başladı.

Yüzde 100’e yakın oy aldığı yerlerde bile PKK halkı sokağa dökmek istediği zaman, şimdi birkaç serseriden başkasına söz geçiremiyor.

Şimdi, son ve ümitsiz bir çırpınışla, terör örgütlerinin geleneksel taktiğini uygulayarak, tedhiş olayları çıkarmak ve kan dökmek suretiyle hayatı yaşanmaz hale getirip halkı bezdirmeye ve idareden soğutmaya çalışıyor.

Lâkin bu oyun da ters tepiyor. Gerçi insanlar yurdun dört bir köşesinde seslerini çıkarmaya, hattâ sokağa dökülmeye başladılar, ama bunu PKK’ya karşı yapıyorlar. Haydut çetesi, milletin sabrını taşırmakta başarılı oluyor – fakat devlete değil, kendilerine karşı! Örgütün işlediği her cinayet, millette onlara karşı biriken kin ve nefreti daha da keskinleştiriyor. Kadınıyla, erkeğiyle, 80’li yaşlardaki ihtiyarlarıyla şimdi bütün bir milletten Türk Silâhlı Kuvvetlerine, eşkıya ile savaşmak için müracaatlar yağıyor.

Şimdi devlete düşen, iç ve dış mihrakların yaygaralarına hiçbir değer vermeksizin, varlığını ve otoritesini hissettirmeye tavizsiz bir şekilde devam etmektir. Kanunların verdiği yetki sonuna kadar kullanılmalı, yetersiz kaldığı yerlerde de bu yetki takviye edilmelidir. Eşkıyaya karşı silâh kullanmak ve onu görüldüğü yerde kevgire çevirmek için, onun sadece görülmesi kâfidir. Elinde silâhla veya sırtında haydut çetesinin üniformasıyla görülen yahut menhus suratını maske altında gizleyen hiç kimsenin bu ülke sokaklarında canlı olarak birkaç adım atmasına bu saatten sonra göz yumulamaz.

Kısacası, devlet varlığını hissettirmeye başlamıştır; ancak bu varlığın sürekli olduğuna herkesin, özellikle Doğudaki vatandaşlarımızın tam ve kesin olarak kanaat getirmesi gerekir. Ta ki, yarın durum normalleşip de herkes işinin başına döndüğünde, insanlar eşkıya çetelerinin insafına terk edilmeyeceklerinden iyice emin olsunlar.

Çözüm sürecine gelince, eğer bununla kastedilen şey, Doğulu vatandaşlarımızın hak ve özgürlükleri ise, bunlar zaten devletin güvencesi altındadır ve devam edecektir. Ancak bu konuda ve daha başka konularda kendilerini Kürtlerin temsilcisi olarak göstermeye kalkan tedhiş çetelerinden hiçbirinin hiçbir surette devletle muhatap olması mümkün değildir. Her ne suretle olursa olsun kendilerini parlamentonun çatısı altına atabilmiş olan haydut çetesi temsilcilerinin de artık o çatı altında barınmalarına imkân bulunmadığı bütün açıklığıyla meydana çıkmıştır. Henüz açıklığa kavuşmamış olan birşey varsa, o da, “Kendisini hiçbir şekilde saklama ihtiyacı duymayan bu terör odağını Anayasa Mahkemesi daha ne kadar seyretmekle yetinecek?” sorusunun cevabıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here