Yazar Mustafa Özcan, kavgacı söylemleriyle tanınan iki ilâhiyatçının “dinden pişman olduklarını” itiraf eden beyanlarını köşesine taşıdı.

Vahdet gazetesindeki yazısında konuyu ele alan ve her iki ilâhiyatçı hakkında da kayda değer karakter tahlilleri yapan Özcan, bunlardan birinin (Mustafa Öztürk) “Ben artık din min işinden soğudum”, diğerinin de (Mustafa İslâmoğlu) “Allahım, seni tanımasaydım bu dinde durmazdım” dediğini nakletti.

Mustafa Özcan’ın yazısından:

 

Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi olan Öztürk’ün, bu sesli ve görüntülü kayıtta İlahiyat Fakültesi öğrencilerine konferans verdiği görülüyor. Onlarla dertleşiyor.  “Devletin ve Cemaatlerin Din ile İmtihanı Üzerine Değerlendirme” başlığı ile 21 Aralık 2014 tarihinde Youtube’a yüklenen konuşmasında Öztürk, İlahiyat fakültelerinin şamar oğlanına çevrilmesinden şikayet ediyor. Öztürk bunların ardından skandal niteliğinde şu sözlere imza atıyor:

 

“Devletin bu dinle imanla imtihanı bitmedi. Bitmeyecek. Ben çok yoruldum ya. Ben artık din min işinden soğudum.”

 

“Ben yoruldum, siz devam edin” der gibi.  Ne tesadüf, aktaracağımız ikinci örnek de aynen dinden diyanetten soğumuş.

 

Birinci örneğimiz, diplomalı ilahiyatçı. Mektepli ve rusumdan. Diğeri ise birincisinden geri kalmasa da alaylı.  O da adaşı gibi bu işten pek soğumuş. Hayatının da tadı tuzu kaçmış.  O Mevlana ve Bediüzzaman gibilerine sataşırken, birileri de durmadan ona sataşıyormuş.   Böyle şey olur mu  diye feryat ediyor.  Elbette onun feryadı Filozof Rıza Tevfik gibi hazardan mezara değil, bayağı önündeki haziruna! Kendisine yönelik vaki sataşmaları dinleyenleriyle paylaşıyor ve izleyicilerine şikayet ediyor.  Neyi şikayet ediyor, almış olduğu cevapları. Karşı çıktığı Mevlana üslubuyla feryadını şöyle dile getiriyor:

 

“Ben bunlardan bizarım. Sizlere şikayet ediyorum. Bunlardan gördüğüm zararı ne ateistten ne de ataistlerden gördüm…” Demek ki o çevrelerin gizli gizli atıfetine nail oluyor.  Konuşmasının devamında trans haline geçerek şunları ekliyor :

 

“Bunlar sünneti  savunuyorlar; o halde  biz neyi savunuyoruz?”

 

Hâlâ anlamamış gibi davranıyor. Neyi savunacak, elbette ego hazretlerini savunuyor. Elbette sünneti değil nefsini savunuyor ve egosunu cilâlıyor.”Haysiyet cellatları canımı yaktılar, acıttılar” diyor.  Ve kendisine karşı mahalleden yandaş ve arka-daş arıyor:

 

“Bu memlekette dine mesafeli olanları suçlamıyorum.  Onlar büyük ailenin kayıp çocukları! İcabında kardeşlerimiz, yeğenlerimiz.”

 

Hızını alamıyor ve lafa şöyle dalıyor:

 

“Allahım! Seni tanımasaydım bu dinde durmazdım!”

 

Allah ile pazarlık hali bize Yahudileşme temayülünü hatırlatıyor! Asabiyet halinde demek ki yazdıklarını da hatırlamıyor!  Bir de kendi halinde küçük bir geçit töreni eşliğinde  ‘benim oryantaliste benzeyen bir tarafım var mı?’ diye soruyor.  Adeta tek kişilik bir şov ve tiyatro gösterimi sunuyor.  ‘Yerli’ sıfatını eklemeyi unuttuğundan hazirunu gargaraya getiriyor.

***

Mustafa Özcan’ın Vahdet gazetesindeki yazısının tamamı:

http://www.gazetevahdet.com/iki-tefsircinin-feryadi-1262yy.htm

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here