Dindar olanlarımızın bile doğruluk konusunda sınandığı bir devirde, Kur’ân’ın “Doğrularla beraber olun” emri her zamankinden çok daha fazla önem taşıyor.

Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.
Tevbe sûresi, 9:119

ÜMİT ŞİMŞEK

İSLÂMIN bütün ilkeleri, onun toplum halinde yaşanacak bir din olduğunu gösteren ilkelerdir. Bu âyet-i kerime de, aynı şekilde, açıkça gösteriyor ki, bu din, bireysel olarak yaşanmakla yetinilecek bir din değildir.

Kur’ân’ın bütün emirleri ve Kur’ân’ı getirenin bütün hayatı, bizim için dosdoğru bir mü’min modeli ortaya koymaktadır. Bu âyet ise, böyle bir hayat modelini tek başına değil, toplum halinde yaşamamız gerektiğini, yahut ancak böyle yaşayabileceğimizi bildiriyor.

Âyet “Doğrularla beraber olun” buyurmuş, ancak doğruluğun hangi alanda aranması gerektiği konusunda bir tahsis yapmamıştır. Bundan da, tüm hayat alanlarını kaplayan bir doğruluk kavramının kastedildiği anlaşılmaktadır. “Kimdir âyetin kastettiği doğrular?” diye sorulacak olursa, buna şöyle bir cevap verilebilir:

Sözünde, niyetlerinde, amaçlarında, ideallerinde, kararlarında, ahitlerinde, çalışmasında, ticaretinde, hizmetinde, davranışında, muamelesinde, imanında, ibadetinde, amelinde, özetle, tüm hayatında içiyle, dışıyla doğru ve dürüst olanlar.

Bunun aksini düşünmek de zaten imkânsızdır. Meselâ bir insanın sözünde veya fiillerinden herhangi birinde doğrudan uzaklaştığını gördüğünüz zaman, onun niyetinin veya ibadetinin doğru olması ne kadar değer taşıyabilir? Hangi kılıkta ve hangi amaçla ortaya çıkarsa çıksın, yalan öyle bir necasettir ki, damlasının düştüğü yerde artık taharet aranmaz.

İmana yakışan şey doğruluktur. Doğruluğa yakışan şey de, doğrularla beraber olmaktır. Böylelikle kişi hem doğrulara destek verir, hem de onlardan destek alır.

Bunun da tersini düşünmek mümkün değildir. Özüyle, sözüyle doğru olan bir kişi, doğruluğunu korumak şartıyla, doğru olmayanlar arasında ne kadar barınabilir? Şu veya bu mülâhaza ile onlarla birlikte bulunmanın bizzat kendisi, bir yalan davranıştır ki, daha o dakikadan itibaren kişiyi doğruluktan uzaklaşmaya başlamış demektir. Çünkü ait olmadığı ve yakışmadığı yerde bulunmakla fiilen bir yalan söylemiştir. Sonunda ya bu yalandan vazgeçerek doğrularla birlikte olmak, ya da doğruluktan vazgeçerek yalancılarla birlikte olmaya devam etmek gibi bir tercih, onun kaçınılmaz âkıbetidir.

Âyet-i kerimenin dikkat çekici bir yönü de, bu emri iman edenlere “Allah’tan korkun” uyarısıyla birlikte vermiş olmasıdır.

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.”

Bir defa bu, iman edenlere bir hitaptır ve imanlarının gereği olan şeyi bildirmektedir:

Eğer imanınız varsa, bulunacağınız yer, doğruların yanıdır.

Muhalif şıkkıyla ele alacak olursak:

Doğruların yanında değilseniz, imanınız nereden belli olacak?

İkinci olarak da, bu emir, Allah korkusu ile vurgulanmıştır:

Eğer Allah’tan korkuyorsanız, doğrularla beraber olursunuz.

Bunun da muhalif anlamı:

Eğer doğrularla beraber değilseniz, Allah’tan korkunuz yok demektir.

İşte manzara bu kadar açık ve nettir.

Bu manzarada bir mü’minin duracağı yer de son derece açık ve nettir.

Net olmayan birşey varsa, o da, âhirzamanda İslâm toplumlarının halidir. İşte burada yalan ile doğrunun birbirine karıştığını, iman ehlinin ve hattâ hizmet ehlinin doğruluk konusundaki duyarlılıklarında büyük bir aşınma yaşandığını görüyoruz. Bu noktada, âyetin şiddetli uyarısını dikkate almak, özellikle de bu âyetin münafıklardan söz eden âyetler içinde yer aldığını hatırlamak, hayatî bir önem kazanmış bulunuyor. Çünkü âyet, bir yandan doğrularla birlikte olmayı emrederken, aynı zamanda da münafıklardan uzak bulunma konusunda da ciddî bir uyarı içermektedir.

Sonuç olarak, bu dünyada bir fotoğraf çekimi için bulunduğumuzu unutmamalı ve kimlerle aynı kare içinde resim verdiğimize dikkat etmeliyiz. Çünkü doğrulara doğruluklarının fayda verdiği günde bu fotoğraflar delil olarak kullanılacaktır.


CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınız