“Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” sözü, Risale-i Nur’un alâmet-i farikası haline gelmiş sözlerden biridir. Bediüzzaman’a bu sözü söyleten, siyasî tarafgirliğin meleğe şeytan, şeytana melek dedirtecek raddeye vardığı bir hadise olmuştur. Salih bir âlimin kendi siyasî düşüncesine taraftar bir münafığı hararetle övdüğünü, kendisine muhalif bir halih hocayı da fâsıklıkla itham ettiğini görünce, Bediüzzaman bu meşhur sözünü söyleyerek siyaseti kat’î bir surette terk etmiştir.

Bediüzzaman’ın Risale-i Nur ile başlattığı iman ve Kur’ân hizmeti ise, hangi seviyede olursa olsun hiçbir tarafgirliği kaldırmadığı ve maddî-manevî hiçbir şeye âlet olamayacağı için, zaten siyasetten bütünüyle uzak tutulması gereken bir hizmettir. Bunu Bediüzzaman bir mektubunda şöyle ifade eder:

“İman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman derste fark etmez. Halbuki siyaset tarafgirliği, bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır. Onun içindir ki, Nurcular emsalsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip Nur’u hiç bir şeye âlet etmediler. Siyaset topuzuna el atmadılar.”

Hattâ, tek parti döneminde kendisini hapis, sürgün ve işkencelerin her türlüsüne tâbi tutan bir yönetimin suçunu dahi, Bediüzzaman, bu siyasî partinin yüzde 5’lik bir kısmına vermiş ve geri kalan yüzde 95’e ve parti taraftarlarına ilişmemiştir.

Dost düşman derste fark etmez” sözünden de anlaşılacağı gibi, siyasetçiler de dahil olmak üzere, her türlü siyasî görüşe mensup olanlar, Risale-i Nur’dan iman dersi almak istedikleri takdirde, mutlak bir eşitliğe sahiptirler. Ancak Risale-i Nur, hiçbir siyasî cereyana tâbi olmaz, âlet olmaz, hiçbir siyasî cereyanla beraber anılmaz. Onun doğrudan doğruya Kur’ân’dan alınan iman dersleri, bütün insanlığın malı olarak her türlü siyasetin üzerindedir.

 

***

 

Bir zaman, bu garazkârane tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki:

 

Mütedeyyin bir ehl-i ilim, fikr-i siyasîsine muhalif bir âlim-i sâlihi, tekfir derecesinde tezyif etti. Ve kendi fikrinde olan bir münafığı, hürmetkârane medhetti. İşte siyasetin bu fena neticelerinden ürktüm, “Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase” dedim, o zamandan beri hayat-ı siyasiyeden çekildim.

— 22. Mektup

 

***

 

Biz Risale-i Nur şakirdleri, Risale-i Nur’u değil dünya cereyanlarına, belki kâinata da âlet edemeyiz. Hem Kur’an bizi siyasetten şiddetle men’ etmiş. Evet Risale-i Nur’un vazifesi ise, hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı, imanî olan hakikatlerle gayet kat’î ve en mütemerrid zındık feylesofları dahi imana getiren kuvvetli burhanlarla Kur’an’a hizmet etmektir. Onun için Risale-i Nur’u hiçbir şeye âlet edemeyiz.

 

Evvelâ: Kur’anın elmas gibi hakikatlerini, ehl-i gaflet nazarında bir propaganda-i siyaset tevehhümüyle cam parçalarına indirmemek ve o kıymetdar hakikatlere ihanet etmemektir.

 

Sâniyen: Risale-i Nur’un esas mesleği olan şefkat, hak ve hakikat ve vicdan, bizleri şiddetle siyasetten ve idareye ilişmekten men etmiş. Çünki tokada ve belâya müstehak ve küfr-ü mutlaka düşmüş bir-iki dinsize müteallik yedi-sekiz çoluk-çocuk, hasta, ihtiyar masumlar bulunur. Musibet ve bela gelse, o bîçareler dahi yanarlar. Bunun için, neticenin de husulü meşkuk olduğu halde, siyaset yoluyla idare ve asayişin zararına hayat-ı içtimaiyeye karışmaktan şiddetle men’ edilmişiz.

 

— 14. Şua

 

***

 

Beşinci Esas: Risale-i Nur şakirtlerinin, mümkün olduğu kadar, siyasete ve idare işine ve hükûmetin icraatına karışmamak bir düstur-u esasîleridir. Çünki hâlisane hizmet-i Kur’aniye, onlara her şeye bedel kâfi geliyor.

 

Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklâliyetini ve ihlasını muhafaza edemez. Herhalde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dünyevî maksadına âlet edecek, o hizmetin kudsiyetini bozacak.

 

Hem maddî mübarezede şu asrın bir düsturu olan eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdad ile, birinin hatasıyla onun masum çok tarafdarlarını ezmek lâzım gelecek. Yoksa, mağlûp düşecek.

 

Hem dünya için dinini bırakan veya âlet edenlerin nazarlarında, Kur’an’ın hiçbir şeye âlet olmayan kudsî hakikatleri bir propaganda-i siyasette âlet olmuş tevehhüm edilecek.

 

Hem milletin her tabakası, muvafıkı ve muhalifi, memuru ve âmisinin o hakikatlerde hisseleri var ve onlara muhtaçtırlar. Risale-i Nur şakirtleri, tam bîtarafane kalmak için siyaseti ve maddî mübarezeyi tam bırakmak ve hiç karışmamak lâzım gelmiş.

 

— 14. Şua

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here