HULÛSİ YAHYAGİL

(1895 – 1986)

Emekli Albay. Birinci Dünya Harbinde, Çanakkale ve Kafkas Savaşlarında bulundu. Üç yerinden yaralandığı Çanakkale’deki günlerini, “Pilav yemeye gider gibi bir hevesle harbe gitmiştik” diye anlatır. Yüzbaşı rütbesiyle Eğirdir’de görev yaparken Üstad ile tanışmıştır. İlmi, irfanı,  keskin zekâ ve kavrayışıyla Bediüzzaman Hazretlerine seçkin bir muhatap olmuş, Risalelerden birçoğu onun soruları üzerine yazılmıştır.

hulusibey
Hulûsi Yahyagil, Üstad’ı tanıdığı yıllarda yüzbaşı rütbesiyle.

“Nur’un Birinci Talebesi”

Önce, Barla’ya sürgün olarak gelen bir hocanın kaleminden dökülen satırlar vardı, elden ele dolaşan mektuplar halinde.

Bir de, bu satırlardan bir büyük iman inkılâbının müjdesini alan hassas ve yüce ruhlar.

O ruhlardan biri, belki de birincisi idi Hulûsi Yahyagil. İlâhî Kader, Barla’da o muazzam inkılâbı örmeye başladığında, bir yandan Bediüzzaman Hazretlerini oraya gönderirken, ona muhatap olacak kabiliyette insanları da birer vesileyle onun etrafında toplamıştı.

“Ben Isparta’dan mecburî ikamet için Barla’ya sevk edilirken, daha motorda iken bana gösterildiniz” diyordu Bediüzzaman.

Daha sonraki yıllar içinde yazdığı birçok mektubunda, Risale-i Nur Müellifi, onu “Nur’un Birinci Talebesi” olarak adlandıracak ve Risale-i Nur talebelerine nümune olarak gösterecekti.

“Hulûsi’me kimse yetişemez”

“Onu Cenab-ı Hak bana hizmet-i Kur’ân ve imanda bir talebe, bir muin tayin etmiş. Ben de bilmeyerek, onunla, onu görmeden evvel konuşuyormuşum, ders veriyormuşum.”

“Aziz kardeşim, çendan Abdülmecid benim nesebî kardeşim ve yirmi sene talebemdir. Fakat ne o ve ne hiçbirisi benim Hulûsi’me yetişmiyor.”

Üstaddan Hulûsi Beye:  “Günde iki defa seni yanımda hayalen ihzar ediyorum. Sen dahi yirmi dört saatte iki defa, Sözler vasıtasıyla Üstadınızla sohbet ediniz. Veyahut sabahtaki duada ben seni yanıma, akşamdaki derste sen beni yanına, ihzar ederiz; günde iki defa görüşürüz.”

Hulûsi Beyden Üstadına:  “Mâziyi hal yerine koyarak, derin mânâlı, şirin sohbetinizi bir kere daha şevkle dinlemiş oldum. Zaten ben o vakitlerin mâzide kalmasına razı değilim; her vakit hal gibi mütalâa ediyorum. Mâzi, hal, müstakbel-bunlar da itibarî birer taksim değil mi? Ehl-i zevk için bu taksime ihtiyaç kalmıyor.”

Bir doktora yazılan mektuptan:  “Zeki dostum, kalb çok arzu ederdi, ehl-i fenden envâr-ı imaniyeye ve esrar-ı Kur’âniyeye iştiyak derecesinde ihtiyacını hissetmek cihetinde Hulûsi Beye benzeyecek adamlar ileri atılsın.”

 — İstanbul İlim ve Kültür Vakfının Barla Yılları sergi katalogundan

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here