Risale-i Nur talebeleri arasındaki birlik ve kardeşliğin en etkili ve manevî bakımdan en kazançlı bir neticesini, Bediüzzaman Hazretleri “iştirak-i a’mâl” (işbirliği) ve bunun neticesinde ortaya çıkan “şirket-i maneviye” (manevî ortaklık) tabirleriyle formülleştirmiştir.

Bu ortaklık, tamamıyla manevîdir ve hizmette ve ibadette işbirliği mânâsını taşımaktadır. Bediüzzaman’ın İhlâs Risalesinde tarif ettiği ve daha sonra pek çok mektuplarında tekrar tekrar temas ettiği bu manevî şirketin en büyük özelliği, ortaya çıkan kârın bölünmeden paylaştırılmasıdır. Beraberce bir lâmba yakan kimselerden her birinin elindeki aynaya bu lâmbanın görüntüsü ve aydınlığı bölünmeden girdiği gibi, manevî ortaklığın sonunda elde edilen kazanç da, maddî bir kazanç olmadığı için, bölünmeden bütün ortakların defterlerine aynen girebilir.

İhlâs ile insanların imanlarına hizmet etmek için bir araya gelmiş insanlar da, aynı gayeye yönelik hizmetlerini bu manevî ortaklığın havuzuna atarlar. Onların istiğfar ve dualarında “ben” yok, “biz” vardır. Ne istiyorlarsa kardeşleriyle beraber isterler. Her bir Nur talebesi, dualarına diğer bütün Nur talebelerini de katar. Böylece, herkesten herkese dualar ve hayırlar gider. Geçmiş-gelecek, doğu-batı, zaman-mekân farkı olmaksızın, bütün Nur talebelerinin işledikleri bütün iyilikler ve hizmetler, yaptıkları bütün dualar, ettikleri bütün ibadetler bir havuzda toplanır. Ve bu havuzun mahsulâtı, inşaallah, her bir Nur talebesinin defterine eksilmeden ve bölünmeden girer.

İştirak-i a’mâl sırrı, Risale-i Nur talebelerinin cemaatini, her saniye binlerce el ile hizmet eden, binlerce dil ile istiğfar ve dua eden bir muhteşem topluluk haline getirmiştir.

***

İştirak-i emval düsturu a’mâl-i uhreviyeye girse, zararsız azîm menfaate medardır. Çünkü bütün emval, o iştirak eden herbir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor.

Çünkü, nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir aynası varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan, birer lâmba, oda ile beraber aynasına girer.

Aynen öyle de, emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi, o iştirak-i a’mâlden hâsıl olan umum yekûn ve umum nur herbirinin defter-i a’mâline bitamâmihâ gireceği, ehl-i hakikat mâbeyninde meşhud ve vakidir. Ve vüs’at-i rahmet ve kerem-i İlâhînin muktezasıdır.

— 21. Lem’a

***

Risale-i Nur’un bu dehşetli zamanda kazandırdığı iki netice-i muhakkakası herşeyin fevkindedir, başka şeylere ve makamlara ihtiyaç bırakmıyor.

Birinci neticesi: Sadakat ve kanaatle Risale-i Nur dairesine giren, imanla kabre gireceğine gayet kuvvetli senedler var.

İkinci neticesi: Risale-i Nur dairesinde, ihtiyarımız olmadan, haberimiz yokken takarrur ve tahakkuk eden şirket-i maneviye-i uhreviye cihetiyle herbir hakikî sadık şakirdi binler dillerle, kalblerle dua etmek, istiğfar etmek, ibadet etmek ve bazı melaike gibi kırk bin lisanla tesbih etmektir. Ve Ramazan-ı Şerif’teki hakikat-i Leyle-i Kadir gibi kudsî ve ulvî hakikatleri yüz bin elle aramaktır.

İşte bu gibi netice içindir ki, Risale-i Nur şakirtleri, hizmet-i Nuriyeyi velâyet makamına tercih eder; keşf ü keramatı aramaz; ve âhiret meyvelerini dünyada koparmaya çalışmaz; ve vazife-i İlahiye olan muvaffakıyet ve halka kabul ettirmek ve revaç vermek ve galebe ettirmek ve müstehak oldukları şan ve şeref ve ezvak ve inayetlere mazhar etmek gibi kendi vazifelerinin haricinde bulunan şeylere karışmaz ve harekâtını onlara bina etmezler. Hâlisen, muhlisen çalışırlar, “Vazifemiz hizmettir. O yeter” derler.

Kastamonu Lâhikası

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here