– 22 –

Risale-i Nur Müellifinin talebelerine hitaben yazdığı mektupların herbirinde bunlara benzer ifadelere rastlayabiliriz. Bunlar, muhabbet kokan ifadeler olmanın yanı sıra, Bediüzzaman’ın gözünde her talebenin ayrı bir yere sahip olduğunu göstermesi bakımından da önem taşımaktadır. Hattâ bu cihet bizce daha da büyük bir öneme sahiptir; çünkü Risale-i Nur Müellifinin o günlerde temel taşlarını yerleştirmekte olduğu bir hizmetin niteliği hakkında son derece değerli ipuçlarını içermektedir.

Bediüzzaman, bundan önceki dört bölümde ayrıntılı bir şekilde ele aldığımız gibi, örnek bir Nur talebesinin üç özelliğini saymıştır. Bunlar, (1) Risale-i Nur’a kendi malı imişçesine sahip çıkmak, (2) bu iman ve Kur’ân hizmetini ideal edinmek, (3) insanların manevî yaralarına derman yetiştirmek şeklinde özetlenebilir ki, “cesetleri muhtelif, ruhları bir” şeklindeki tanımlar ve buna benzer ifadeler, bu üç esastaki birliği dile getirmektedir. Onun ötesinde, Bediüzzaman’ın, insanları tornaya sokarak tek bir kişiliğe kavuşturmak, her zaman her hadise karşısında tıpatıp aynı tepkileri veren robotlar haline getirmek gibi bir niyeti olmamıştır.

IMG_4912-a

O zaten hayatı boyunca bu tür çabalara karşı mücadele vermişti. Bediüzzaman, insanlardan her bir ferdin, başka canlılardaki bir tür kadar zenginlik gösterebileceği düşüncesindedir; insandaki bu potansiyeli harekete geçirmek ise, onların önünü açarak bir fazilet yarışında alabildiğine serbestlik sağlamakla mümkün olabilir:

Fakat nev-i beşerin fıtratı ve sırr-ı hikmeti, müsavat-ı mutlaka kanununa zıttır. Çünkü Fâtır-ı Hakîm, kemâl-i kudret ve hikmetini göstermek için, az birşeyden çok mahsulât aldırır ve bir sayfada çok kitapları yazdırır ve birşeyle çok vazifeleri yaptırdığı gibi, beşer nev’i ile de binler nev’in vazifelerini gör­dü­rür. İşte o sırr-ı azîmdendir ki, Cenâb-ı Hak, insan nev’ini, binler nevileri süm­bül verecek ve hayvânâtın sair binler nevileri kadar tabakat gösterecek bir fıtratta yaratmıştır. Sair hayvânat gibi kuvâlarına, lâtifelerine, duygularına had konul­mamış; serbest bırakıp hadsiz makamatta gezecek istidat verdiğinden, bir nevi iken binler nevi hükmüne geçtiği içindir ki, arzın halifesi ve kâinatın neti­ce­si ve zîhayatın sultanı hükmüne geçmiştir.

 

İşte, nev-i insanın tenevvüünün en mühim mayası ve zembereği, müsabaka ile, hakikî imanlı fazilettir. Fazileti kaldırmak, mahiyet-i beşeriyenin tebdiliyle, aklın söndürülmesiyle, kalbin öldürülmesiyle, ruhun mahvedilmesiyle olabilir.[1]

[Devam edecek]

[1] A.g.e., 674.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here