Musa Rabbine dua ederek “Bunlar bir mücrimler güruhu” dedi.
Allah buyurdu ki: “Kullarımla birlikte gece vakti yola çık; çünkü takip edileceksiniz.
“Denizi sakin halde bırak. Onlar boğulmaya mahkûm bir ordudur.”
Neler bırakmadılar ki geride: Bahçeler, pınarlar…
Çiftlikler, muhteşem konaklar…
Safâsını sürdükleri nimetler…
Bütün bunlara Biz başka bir halkı vâris yaptık.
Gök ve yer onlara ağlamadı; kendilerine süre de tanınmadı.
Duhân, 44:22-29

Firavun ile ordusu için “Gök ve yer onlara ağlamadı” buyurulması, başkaları için her ikisinin de ağlayabileceğini hatıra getirmektedir. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

“Herbir mü’min için iki kapı vardır. Bunların birinden onun yaptığı işler yükselir, diğerinden de onun rızkı iner. O mü’min öldüğünde ikisi de onun arkasından ağlar.”

Peygamberimiz, bunu söyledikten sonra yukarıdaki âyeti okumuştur. (Tirmizî, Tefsir 44:2.)

Şu kadar var ki, göklerin ve yerin Allah’ı tesbih ettiğini bildirdikten sonra “Lâkin siz onların tesbihi anlamazsınız” buyuran âyetin (17:44) ifadesi dikkate alınacak olursa, âyet ve hadiste geçen “ağlama” fiilinin de bizim bildiğimizden farklı bir mahiyete sahip olduğu anlaşılır.

***

Risale-i Nur’dan:

Şu âyet, mefhum-u muvafık ile şöyle ferman ediyor: “Ehl-i dalâletin ölmesiyle, semavat ve zemin, onların üstünde ağlamıyorlar.”

Ve mefhum-u muhalif ile delâlet ediyor ki: “Ehl-i imanın dünyadan gitmesiyle, semavat ve zemin, onların üstünde ağlıyor.”

Yani, ehl-i dalâlet, madem semavat ve arzın vazifelerini inkâr ediyor. Mânâlarını bilmiyor, onların kıymetlerini iskat ediyor, Sâni’lerini tanımıyor. Onlara karşı bir hakaret, bir adavet ettiğinden elbette semavat ve zemin, onlara ağlamak değil, belki onlara nefrin eder, onların gebermesiyle memnun olurlar.

Ve mefhum-u muhalif ile der: “Semavat ve arz, ehl-i imanın ölmesiyle ağlarlar.” Zira ehl-i iman ise (çünki) semavat ve arzın vazifelerini bilir. Hakikî hakikatlerini tasdik ediyor. Ve onların ifade ettikleri manaları iman ile anlıyor. “Ne kadar güzel yapılmışlar, ne kadar güzel hizmet ediyorlar” diyor. Ve onlara lâyık kıymeti veriyor ve ihtiram ediyor. Cenab-ı Hak hesabına onlara ve onlar ayna oldukları esmâya muhabbet ediyor. İşte bu sır içindir ki, semavat ve zemin, ağlar gibi ehl-i imanın zevaline mahzun oluyorlar.

— 32. Söz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here