Gök ve yer onlara ağlamadı; kendilerine süre de tanınmadı.

— Duhân Sûresi, 29

Firavun ile ordusundan bahseden bu âyet ile ilgili olarak Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Her bir mü’min için iki kapı vardır. Bunların birinden onun yaptığı işler yükselir, diğerinden de onun rızkı iner. O mü’min öldüğünde ikisi de onun arkasından ağlar.

—  Tirmizî, Tefsir 44:2

Risale-i Nur’dan:

Şu âyet, mefhum-u muvafık ile şöyle ferman ediyor:

“Ehl-i dalâletin ölmesiyle, semavat ve zemin, onların üstünde ağlamıyorlar.”

Ve mefhum-u muhalif ile delâlet ediyor ki:

“Ehl-i imanın dünyadan gitmesiyle, semavat ve zemin, onların üstünde ağlıyor.”

Yani: Ehl-i dalâlet, madem semavat ve arzın vazifelerini inkâr ediyor. Mânâlarını bilmiyor. Onların kıymetlerini iskat ediyor. Sâni’lerini tanımıyor. Onlara karşı bir hakaret, bir adavet ettiğinden elbette semavat ve zemin, onlara ağlamak değil, belki onlara nefrin eder, onların gebermesiyle memnun olurlar.

Ve mefhum-u muhalif ile der: “Semavat ve arz, ehl-i imanın ölmesiyle ağlarlar.” Zira ehl-i iman ise (çünki) semavat ve arzın vazifelerini bilir. Hakikî hakikatlerini tasdik ediyor. Ve onların ifade ettikleri mânâları iman ile anlıyor. “Ne kadar güzel yapılmışlar, ne kadar güzel hizmet ediyorlar” diyor. Ve onlara lâyık kıymeti veriyor ve ihtiram ediyor. Cenab-ı Hak hesabına onlara ve onlar âyine oldukları esmaya muhabbet ediyor. İşte bu sır içindir ki, semavat ve zemin, ağlar gibi ehl-i imanın zevaline mahzun oluyorlar.

— Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here