Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, TRT Haber, TRT Diyanet ve TRT Avaz’ın ortak yayınla ekranlara getirdiği ‘Gündem Özel’ programına konuk oldu.

İslam coğrafyasında yaşananlardan, Türkiye’deki terör meselesine, cem evlerinden son günlerde bazı medya organlarında yer alan asılsız fetvaya ilişkin açıklamalarda bulunan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, sözlerine Sultanahmet’te meydana gelen terör saldırısını kınayarak başladı.

Gerek Türkiye’de gerekse İslam coğrafyasında yaşanan acı hadiseler varken Diyanet olarak sadece cami hizmetleriyle uğraşmanın doğru olmadığını, bölgede yanan ateşi söndürmenin yapılması gereken ilk iş olduğunu vurgulayan Başkan Görmez’in açıklamalarından önemli satır başları şöyle;

“Birileri İslam medeniyetine Ortaçağ yaşatmak istiyor…”

İnsanlık, Müslümanlık ve ülke olarak belki de tarihin en zor dönemeçlerinden geçiyoruz. İslam dini açısından bakıldığında, İslam dini ve İslam medeniyeti bir tehdit altındadır. Bu dinin mensubu çocukların birbirlerini tekbir getirerek katlettiği, İslam coğrafyasının her başkentinden ateşlerin yükseldiği, mezheplerin dinin önüne geçtiği, son üç günde İslam coğrafyasında terör hadiselerinde 200’ü aşkın masum insanın hayatını kaybettiği bir zamanda ben İslam medeniyetinin, İslam dininin bir tehdit altında olduğunu düşünüyorum. Birileri İslam medeniyetine bir Ortaçağ yaşatmak istiyor. Bizim medeniyetimizde bir Ortaçağ yoktu, bizim medeniyetimizde Yüzyıl mezhep savaşları yoktu. Bizim medeniyetimizde, başka dünyalarda Ortaçağ yaşanırken çok daha aydınlık bir dünya vardı.

İslam coğrafyasında yaşananlar…

“İslam coğrafyasında ateşler yükselirken Diyanet’in sadece cami hizmetleriyle uğraşması beklenemez. Öncelikle ateşi söndürmek gerekir…”

Coğrafyada bütün bunlar yaşanırken ülke olarak da Güneydoğu’da bu vatanın kendi çocukları kendi kazdıkları çukurlarda kendi geleceklerini yok etmeye çalışıyorlar. Bir taraftan çok büyük acılar yaşanıyor bir taraftan da İstanbul’un kalbinde Türkiye’nin misafirlerine yönelik hunharca bir katliam teşebbüsü yaşanıyor. Bu olaylar olurken Diyanet olarak bizim oturup sadece cami hizmetleriyle uğraşmamız mümkün olmuyor. Elbette öncelikle bu ateşi söndürmek gerekiyor. Sadece söylemlerle değil, eylemlerle de bunu ortaya koymak gerekiyor. Bizim fıkıh geleneğimizde şöyle bir tartışma yapılır: ‘Bir insan Allah’ın huzurunda Rahman’a secde ederken, huşu ile ibadet ederken gözlerinin önünde bir çocuk ateşe doğru gidiyorsa, hayatının baharında bir genç bir kuyuya düşecekse, bir ağma bir yardan düşecekse bu insanın namaza devam etmesi ibadet olmaz Allah’a isyan olur. Anında o ibadeti kesip o çocuğu o ateşten koruması, o görme engelli kardeşini o yardan kurtarması gerekir. Biz ibadetlerimizi de yapmalıyız ama bir taraftan hep birlikte coğrafyamızı kuşatan, ülkemizi kuşatan o ateşi nasıl söndürebiliriz? Bütün bu yanlış anlayışların nereden kaynaklandı? Son 20-30-50 yıllarda biz neleri gözden kaçırdık? Ne tür nesiller yetişti? Ne tür İslam anlayışları bu şiddetin gölgesinde Şam’da, Bağdat’ta, Kahire’de, Afrika’da ortaya çıktı? Bunun üzerinde durmamız lazım. Camilerimizde, verdiğimiz hutbelerde, yaptığımız konuşmalarda daima bu ateşi söndürecek sözler söylememiz gerekiyor. Daima barışa, itidale, sağduyuya çağrılarda bulunmamız gerekiyor. Sözle yetinmeyip ayrıca aktif olarak bu yönde görev almak, çaba göstermek hem insanlığımızın hem de Müslümanlığımızın bize en büyük emridir.

DAİŞ Meselesi…

“DAİŞ ideolojisi bir kaos teolojisidir…”

Batılıların ise, şu kolaycılığa kaçtığını görüyorum. Bütün bunların İslam’dan, dinden kaynaklandığı… Hâlbuki bilimin, aklın yolu şunu gerektirir; Bilimsel olarak siyasi, sosyal, ekonomik ve psikolojik sebeplerin üzerinde durulmalıdır. Bütün bunların bir sonuç olduğunu düşünüyorum. DAİŞ ideolojisine ‘Kaos Teolojisi’ adını veriyorum. Bu bizim tarihimizde üç defa ortaya çıktı. İlk olarak Hz Osman’ın katlinden sonraki fitne dönemlerinde bir kaos teolojisi ortaya çıktı. Ve o hariciyeyi üretti. Haçlı seferleriyle Moğol istilasının birlikte Anadolu’yu, İslam coğrafyasını kuşattığı zamanlardan sonra bir kez daha bir kaos teolojisi ortaya çıktı. Her şeyi reddeden ‘Sadece Kitap ve Sünnet’ diyen, medeniyeti ve geleneği tamamen reddeden ama oraya müracaat ettiğinde de başka başka anlayışları üreten bir teoloji ortaya çıktı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here