Cemaat görüntüsü altında faaliyet gösteren paralel örgüt için artık yolun sonu göründü; bunu onlar da biliyorlar.

Fakat onlar için bir istikbalin söz konusu olmadığı ne kadar kesin bir gerçek ise, bu ümmetin bünyesinde telâfisi imkânsıza yakın birtakım yaralar açmış oldukları da o kadar kesin ve hazin bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

***

Onlardan önce bu millet için başörtüsü tartışılmaz bir mukaddes değerdi; onlardan sonra teferruat oldu.

Onlardan önce İslâm beldeleri uğrunda canlar tereddütsüzce feda edilirdi; onlar, bir İslâm beldesi üzerinde Yahudi mandasının savunulabilir birşey olduğu fikrini dehşetli bir virüs olarak bu ümmetin bünyesine soktular.

Onlardan önce “hıyanet-i vataniye” akıllardan bile geçmeyecek dehşetli bir cürüm ve bir insana yapılabilecek en büyük hakaret idi; onlardan sonra devlet sırlarını düşmana servis etmek de dahil olmak üzere, vatana karşı girişilebilecek her türlü suikast, savunulabilir davranışlar sırasına girdi.

***

Şimdi din ve vatan hainliğinin en ibret verici ve en dehşetli örnekleri pervasızca sergileniyor.

ABD, İngiltere ve Japonya gibi ülkelerin rehineleri kıtır kıtır kesilir ve bu ülkeler infazları çaresizce seyrederken, Türkiye, 49 rehineyi burunları bile kanamadan kurtarıp sağ salim vatanlarına ulaştırıyor.

Paralel örgüt ve işbirlikçileri bu başarıyı gölgelemek ve tesirsiz bırakmak için elinden geleni ardına koymuyor. (Beterin beteri vardır; maazallah, operasyon sırasında herhangi bir bilgiye ulaşmış olsalardı, herhalde düşmanla işbirliği içinde bu operasyonu akamete uğratmak için ellerinden geleni yapmakta kusur etmeyeceklerdi.)

Kaçırılan astsubay, başarılı bir operasyonla kurtarılıp ülkesine getiriliyor; kahrolan yine bizim paralelciler ve işbirlikçileri…

Son olarak, Türk Silâhlı Kuvvetleri, bütün dünyaya parmak ısırtan bir başarıya imzasını atıyor ve 750 askerle, elini kolunu sallayarak girdiği Suriye’de büyük bir operasyon gerçekleştiriyor; böylece “Ben buraya istediğim zaman girer ve dilediğimi yaparım” mesajını bütün dünyanın anlayacağı bir açıklıkla veriyor.

Fakat paralel örgüt, Mehmetçiğin dipçiği sanki kendi beynine inmişçesine bu operasyondan rahatsız oluyor, rahatsızlığını da saklamak ihtiyacını bile duymadan, Türkiye Cumhuriyetini bütün dünyanın ve düşmanlarının gözünde itibarsızlaştırmak için yoğun bir kara propaganda faaliyetine girişiyor.

***

Böyle bir davranışın adı, paralel örgütten önce, hiç tereddütsüzce “vatan hainliği” olarak konurdu ve hiç kimsenin buna itiraz edecek mecali olmazdı.

Şimdi ise bu şeni’ cürüm pervasızca işleniyor.

Hükûmetle alıp veremediği olanlar, bugünkü siyasî iktidara karşı şu veya bu sebeple bir husumeti bulunanlar da, bu milletin ezelî düşmanlarıyla birlikte paralel örgütün kuyruğuna takılıp bu ülkeyi, bu devleti, bu milleti ve sonuç olarak bu ümmeti itibarsızlaştırmak için bütün kin ve husumetlerini seferber ediyorlar.

Bu konuda başarabilecekleri birşey yok; bu tür faaliyetlerin kimleri itibarsızlaştırmaya yaradığını görmek isteyenler, kamuoyu yoklamalarında Apo’nun altında yer alan isimlere bakabilirler. İslâm âlemindeki manzara da bundan farklı değildir; Türkiye’nin itibarını arttıran her hadise, İslâm düşmanlarını kahrederken, mazlum Müslüman halkların bu millete olan muhabbetlerini ve istikbale dair ümitlerini daha da arttırıyor.

Fakat Türkiye aleyhine ve düşman lehine pervasızca ve hayâsızca girişilen lekeleme çabaları, bünyeye dehşetli bir virüsün girmesine yol açmış bulunuyor:

Bu virüs, “din ve vatan hainliğinin savunulabilir birşey olduğu” fikrinden başka birşey değildir.

İşte, yarın için asıl kaygılanılması ve çözüm aranması gereken problem, bu milletin bünyesinin bu virüsten nasıl arındırılacağı konusudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here