Siyasî husumetini bir iman esası, asılsız haber üretmeyi de meslek ilkesi olarak benimsemiş olan bazı kardeşlerimize, daha önceki bir yalanları üzerine Facebook’ta “Gazetecilik-Ahlâk-Nurculuk” başlıklı “ders notları” yayınlamış, bu bölümü tamamlayanlar için daha ileri seviyede dersler vaad etmiştik.

 

Ne yazık ki henüz daha ileri seviyedeki derslere geçemiyoruz. Çünkü kardeşler geçen defaki dersi tamamlamak yerine, asılsız haber üretmekte daha ileri seviyede rekorlar denemeyi tercih ettiler. Bu durumda, biz de aynı derse bir kere daha dönüyor ve, geçen defaki notları biraz daha genişleterek, anlamayı kolaylaştıracak şekilde parçalara bölüyoruz. Ders notlarımızın ilk bölümü:

 

 

  1. Geçen defa “Diyanet İşleri Başkanlığının İşârâtü’l-İ’câz’ı yayınlarken münafıklarla ilgili bahsi çıkardığı” iddiasını ortaya atmış, bu yalanınız ortaya çıkınca da “Basılan kitaptan bize vermediler, biz de tahkik edemedik” şeklinde, kabahatinizden büyük bir özrün arkasına sığınmaya çalışmıştınız.
  2. Bu defa yine aynı metodu izliyor ve “size gelen duyumlara” dayanarak, ağabeyler arasında “Galiba biz aldatıldık” özeleştirisinin başladığını idida ediyorsunuz.
  3. Şimdi bakın çocuklar, böyle durumlarda yapmanız gereken işleri tek tek sıralayalım:
  • İşârâtü’l-İ’câz hakkındaki iddiayı haber yapmadan önce, kitabı açıp bakacaktınız, bu iddia doğru mu diye.
  • Sizin kitabınız yoksa, kitaplı birisini bulup ona soracaktınız.
  • Yahut, en doğrusu, Diyanet İşleri Başkanlığına telefon açarak bizzat iddianın muhatabından meselenin aslını öğrenecektiniz.
  • Sonra da, eğer iddianız doğru çıkmışsa sözü geçen sayfaların fotoğraflarını alarak haber metniyle birlikte yayınlayacak, asılsız çıkmışsa o haberi en yakınınızdaki çöp kutusuna atacaktınız.Eğer birkaç dakikanızı alacak bu basit işlemi yapmış olsaydınız, gazetecilik derslerinde örnek olarak okutulacak bir vak’aya imzanızı atmaz ve milletin önünde böyle bir mahcubiyet yaşamazdınız.
  1. İkinci vak’ada, iddia ettiğiniz “Galiba biz aldatıldık” sözünü söyleyen kim? Ne zaman, nerede söylemiş? Bunu kim duymuş? Size gazeteciliğin alfabesinin alfabesini teşkil eden 5N1K ilkesini hatırlatacak değilim; bilmiyor yahut hatırlamıyorsanız, bunu herhangi bir televizyon seyircisinden bile öğrenebilirsiniz. Fakat bu bilgiyi öğrenmekten daha önemli olan şey, onu bir meslek ilkesi olarak uygulamak, uygulayabilmek ve bunu asla taviz verilmlesi caiz olmayan bir âdet haline getirmektir. Bu da iyiniyet, ciddiyet ve sebat ister. Bu nitelikleri taşımayan kimselerin gazetecilik mesleğini icra etmeye kalkmaları ise insanlığın hayrına bir teşebbüs değildir.
  2. Tahkik edilmeyen, doğrulanmayan ve 4. maddedeki şartları taşımayan söylentilere “dedikodu” adı verilir ve bunlar haber muamelesi görmezler. Eğer gazeteciliğin kulağa çalınan dedikoduları seslendirmek gibi birşey olduğunu sanıyorsanız, mahalle karılarının bu işi sizden çok daha iyi yapabileceğini unutmayınız.
  3. Yalancı olmadığınızı kamuoyuna ispat etmek için bir hayli uğraşmış, sonunda “mahkeme kanalıyla aldığınız tekzip sayısını” ölçü yapmak gibi harikulâde bir buluşa imza atmışsınız. Bu zekânın değerlendirilmesini uzmanlarına bırakalım ve size sadece nümune olarak iki tanecik sual soralım:Oturup masa başında yazdığınız “CHP’ye tebrik yağıyor” haberi için size kimin tekzip göndermesini bekliyorsunuz? “Biz aldatıldık” dediğini iddia ettiğiniz kişilerin isimlerini mi verdiniz ki size tekzip göndersin?
  1. Olmayan mahkeme kararlarıyla yalancı olmadığını ispat etme şeklindeki dahiyane bir metodu keşfederken, her zaman muhabbetiyle mest olduğunuz ve onca savrulmalarınız arasında hiçbir zaman bağlılığından taviz vermediğiniz Süleyman Demirel’den ilham almış olabilir misiniz? Hani, vaktiyle Demirel mason olmadığını ispat etmek için mason locasından belge almış, Necip Fazıl da bunu “bir kadının namuslu olduğuna dair umumhaneden vesika almasına” benzetmişti.
  2. İnsanın en zayıf damarlarından biri şöhrettir; hasbelkader gazetecilik mesleğinde bulunanlar da bu âfetin doğrudan etki alanındadır. Bu zayıf damarınızı keşfedenler, sizi pek çok netâmeli işlerde kullanır, işiniz bittikten sonra da bir kenara atıverirler. Bugün sadece çıkarlarınız veya husumetleriniz belli noktalarda örtüştüğü için birilerinin sizi manşetlere taşıyıp ekranlara çıkarmasına aldanmayın. Yarın öbür gün mutlaka bir yerde çıkarlarınız kesişecek, bu defa eski muhabbetler husumetlere dönüşecektir. Ondan sonra ne olacağını merak ediyorsanız, onların düne kadar beraber olup da bugün ters düştükleri insanlara hangi isnat ve iftiraları reva gördüklerine bakın; o manzarada aynen kendi istikbalinizi göreceksiniz. Bizden hatırlatması…

***

[Gazetecilik ve ahlâk derslerimizin birinci bölümü burada bitiyor. Kardeşlerimiz bu bölüme iyi çalışsınlar; kısa bir süre sonra ikinci bölüm de gelecek inşaallah.]

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here