Hakikî terakki ise, insana verilen kalp, sır, ruh, akıl, hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubudiyetle meşgul olmaktadır. Yoksa, ehl-i dalâletin terakki zannettikleri, hayat-ı dünyeviyenin bütün inceliklerine girmek ve zevklerinin her çeşitlerini, hattâ en süflîsini tatmak için bütün letâifini ve kalp ve aklını nefs-i emmâreye musahhar edip yardımcı verse, o terakki değil sukuttur.

23. Söz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here