[Dünden devam]

Sungur Ağabeyin Aydınlar Konuşuyor’daki hatıralarına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

1947 senesinin Eylül ayında, Onu Emirdağ’da oturduğu mütevazi kulübesinde ziyaret etmiştim. Bir ikindi vakti idi. Bizden önce üç kişi, mühendisler ziyaretine gelmişlerdi. Onlara ders yaptığını, odaya bitişik sofadan dinliyordum. Yanımda da o zaman hizmetinde bulunan merhum Ceylân vardı.

Onlar çıkınca beraber girdik. Hayatımın en tatlı ve saadetli anlarıydı. Çok şefkatli bir manevî pederin huzurunda idim. Bir aralık “Ceylân bir Sungur; Sungur bir Ceylân’dır” iltifatını duydum. Üstadımın her sözü ile her kelimesini, âlem-i hakikatten geliyor idrakiyle dinliyordum. Bu itibarla, Ceylân gibi hizmetinde bulunan en yakınına beni nisbet etmesi, tarifin haricinde, bende çok derin bir şevk uyandırmıştı. Sonra anladım ki: Daha benim gibi nicelerini derin ve çok yüksek bir şevke boğan ve herşeyini feda ettirecek bir metaneti talebelerine kazandıran Hz. Üstad’ın bu samimî iltifat ve dua ve temennileridir ki, ruhun derinliğine kök salıyordu. Çünkü sun’î konuşmuyordu. Çok yüksek ve hayattar bir ruh ve kalbe malik olduğundan, en küçük bir teveccühü ve iltifatı, insanı dalgalandırıyor, hayatdar kılıyordu. Mübarek nefesleri sanki sur-u İsrafil gibi Allah’ın izniyle hayat nuru saçıyordu.

Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler olsun, müteakip yıllarda, tâ Dâr-ı Beka’ya irtihallerine kadar ve bizatihi hizmetiyle alâkadar sahalarda beraberlik ihsan edildi. Rabbim cümlemizi ihlâs-ı etemme mazhar buyursun, İsm-i Âzam’ı hürmetine ve Fahr-ı Âlem Seyyidimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) hürmetine (âmin) .

Ziyaretinden döndükten sonra nahiyemiz halkı benimle daha çok ilgilendi, zaten biliyorlardı. On-onbeş kişilik bir cemaat meydana gelmişti. Dersler yapıyorduk. O zamanlar Nurları yazmak, yazıyla hizmet ön planda olduğu için herkes risale yazıyordu. Bir kısmını Üstadımıza gönderiyorduk. Burada bana Nurların tanıtılmasında vesile olanlar içinde Ahmet Fuat, Mustafa Osman, Hıfzı Efendileri hürmetle ve rahmetle yâdederim. Onların yüksek ihlâs ve sadakatlarından çok istifade ettim. Ve hürmetlerini ruhumda daima taşıdım. Hâlâ da o hürmet bende bâki kalmıştır.

Hz. Üstadı ziyaretimden on beş ay sonra Afyon hâdisesi vukua geldi. Hâdisede bizim evimiz de arandı. Ve Safranbolu kazasına sevk edildim. O zaman muallimliğimin üçüncü senesiydi. Savcı bana sordu :

“Said Nursî’yi nasıl tanıyorsunuz?”

On sekiz yaşımı henüz yeni doldurmuştum. Cevap verdim :

“Kemâlât-ı insaniyenin zirve-i balâsında biliyorum.”

Aynı sözü bir sene sonra Afyon’da sorgu hâkimine de söylemiştim. Afyon sorgu hâkimi ifademi alırken Hz. Üstad’a çok acı hakaret ediyor, galiz tabirler kullanıyordu. Dayanamadım:

“Hâşâ… Bediüzzaman, kemalat-ı insaniyenin zirve-i bâlâsındandır.” Ve bir aralık, “O baştanbaşa bir Nur’dur!” diye haykırmıştım.

Çok kızdı ve ne yapacağını şaşırdı. Hiddetinden var kuvvetiyle haykırdı :

“Çııııkkk!..

Beni dışarı çıkardılar, nezarete koydular. Kısa bir müddet sonra yine çağırdı, ifademi aldı ve ben ne dedimse onu yazdı. Ve tevkif edildim.

Bu arada bir hususu arz edeyim ki: Bu Afyon hapsi Hz. Üstadın son hapsidir. Daha önce Eskişehir ve Denizli hapisleri ve o zamanlar daha şiddetli ve dehşetli imiş. O dehşetli günlerde sarsılmayan metin ve kahraman Nur talebelerine nisbeten bizim Afyon hapsimiz, gayet hafiftir denilebilir. Bu itibarla o zamanların metin fedakârlarına binler barekallah…

Afyon hapsi, bizim için hapis değildi. Sanki cennet bahçelerinden bir köşe. Edebiyat yapmak için söylemiyorum bunları. Cidden büyük bir bahtiyarlık içindeydik. Çünkü Hz. Üstad’la aynı çatı altında bulunuyor, hiç olmazsa haftada bir kaçamaklı ziyaret ediyorduk. O’nun koğuşu kapı altının üstünde, altmış kişilik büyük bir koğuştu. Lâkin kendisi tek başına kalıyordu… Yan taraf odada berber vardı. Salı günü “Tıraşa çıkıyoruz” diye kapı altından nöbetçi gardiyandan izin alır, yukarı çıkar, beri tarafa dönerek Üstadımızı ziyaret ederdik. Üstadımızın iltifatları ruhumuza gıda olur, ölüm de gelse pervasız koşarız gibi metanet elde ederdik.

[Devamı var]

Önceki bölüm:

http://www.yazarumitsimsek.com/nurun-derslerini-ilk-goruste-hulasaten-aldik/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here