Sabah gazetesinde çıkan açıklamalarımızla örgütün bam teline basıvermişiz. Haşhaşî kardeşler, herhalde itirafçı korkusundan olacak, biraz fazlaca bağırıp çağırdılar.

Bekleneceği üzere, bağırtılarda kayda değer birşey yok. Her zamanki gibi, örgüt liderinin zekâtı bile bütün âleme yetecek zenginlikteki kibrinden her biri bir nasip almış; bulundukları yerin böbürlenmeye müsait olup olmadığına da hiç bakmadan, yine Kur’ân-ı Kerim’in münafık özelliği olarak saydığı teraneyi çiğneyip duruyorlar:

“Bizi kıskanıyorsunuz!” (Fetih, 48:15).

Haydi kıskanalım kıskanmasına da, hergün bir marifeti daha ortaya çıkan, elebaşıları kaçacak yer arayan, maskesi düşmüş bir terör örgütünde kıskanılacak bir şey görebilen bir şuur sahibi var mıdır dünyada?

Haşhaşî seviyesi

Örgütten gönderilen ve her zamanki gibi bir merkezden yönetildiği her haliyle aşikâr olan mesajları yayınlayarak örgüt üyelerinin akıl, bilgi, zekâ ve edep seviyelerini sergilemeyi de düşünebilirdim. Ancak örgüt liderinin beddua seanslarıyla başlayıp olağan sohbetleriyle devam eden muhabbet mesajları böyle birşeye ihtiyaç bırakmıyor. O sohbetlerden bir ikisine kulak misafiri olanlar, bu şakirtlerde böyle bir seviyeyle karşılaştıkları zaman zaten şaşırmayacaklardır.

Bunlara cevap vermek de hiçbir zaman aklımdan geçmez; zaten hiçbirisi bizim muhatabımız değildir. Yalan ve iftiralarının zararını önlemek derseniz, kendilerinden başka kendi yalanlarına inanacak kimse kalmadığı için, buna da hacet bulunmaz. Kendilerini ise doğruya inandıramazsınız. Sadece, beni çok eğlendiren bir mesajı, sizlere de keyifli bir hafta sonu geçirmeye vesile olur düşüncesiyle burada bahis konusu etmek istiyorum.

Üstad’ın talebesinden emir almak

Bütün örgüt mensupları gibi kibirden zengin, akıldan yoksul bir Haşhaşî kardeşimiz, güya küçük düşürüyorum zannıyla bana bir iltifatta bulunmuş:

Benim Fırıncı Abiden emir alarak yazdığımı ileri sürmüş!

Gerçi bu iddia kesinlikle doğru değil, ama itiraf edeyim ki güzel bir yakıştırma olmuş. Üstad’ın yıllarca hizmetinde bulunmuş, kimsenin evinde kalmayan Üstad’ı aylarca evinde misafir etmiş, onun “zemberek” ve “İstanbul’un Hüsrev’i” iltifatlarına mazhar olmuş bir Nur kahramanından emir alacak olsaydım, bunu bir an bile saklamaz, bütün âleme ilân ederdim.

Bu Haşhaşî kardeş, eğer kafatasının içine Cenab-ı Hakkın yerleştirmiş olduğu şeyi yüksek dozda haşhaşla dumura uğratmayıp da kullanılır vaziyette tutabilseydi, bu ithamıyla bana bir iltifatta bulunduğunu, en azından, bir mafya babasından emir almaktan daha iyi birşeyi bana yakıştırmış olduğunu fark edebilirdi. (Tabii, onun bu ithamında, yıllardır Fırıncı Abi ve Üstad’ın diğer talebelerine karşı örgüt liderinden tevarüs eden ve sinelerde saklanan bir kin ve husumetin dışavurumu da açıkça kendisini belli ediyor; bunu da kaydetmiş olalım.)

28 Şubat’ta ne yapıyorduk?

Her neyse, hazır bahis açılmışken, bazı Haşhaşî sazanları tarafından sorulan bir soruyu da cevaplandırmadan konuyu kapatmayalım.

“28 Şubat’ta sen ne yapıyordun?” diyorlar.

Gerçi öğrenmeye niyeti olan bunu da araştırır ve öğrenir, ama iki kelimelik bir cevap için kimseyi zahmete sokmak doğru olmaz. Özetle:

Biz 28 Şubat’ta sizin büyüğünüzün pislediği kapları temizlemekle meşguldük cancağızlarım!

***

Sabah gazetesinde çıkan söz konusu mülâkatımız:

http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/05/20/muridlere-darbe-yaptirip-hapse-attiran-abiler-neden-yurtdisina-kaciyor#

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here