Nur’un birinci talebesi Hulûsi Yahyagil, cemaat meşveretleri adı altında cereyan eden müzakere ve kararlar hakkında söylenecek sözü kestirmeden söylemiş. Bir Nur talebesi, kendisine yazdığı bir mektupta, ısrarla bir meşverete çağırıldığını şu şekilde Hulûsi Ağabeye anlatıyor:

 

Muhterem ağabeyim,

 

….. kardeşler, malûmunuz, Yeni Asya cemaatinden ayrıldılar. Elhamdülillâh bu büyük bir inkişaf ve intibah. Fakat bu kardeşlerimiz, iki ayda bir mutad toplantılarını, hakem ve istişare heyetlerini devam ettiriyorlar. Bazı ahval için görüşüp konuşuyorlar. Bendeniz bu toplantılara baştan beri hiç katılmadım. İmtiyazlı bir sınıfın toplantısı olarak kabul ettiğim ve Nurların düsturlarında mevcut olmayan tarzda cereyan ettiği için ve daha ruhumun ve hissiyatımın tercümanı olamadığım bazı haletler için katılmadım. Musırrane ısrarlarına rağmen yine gitmedik.

 

Mektubun devamında, “âmirâne kararlar alıp icra etmek tarzındaki” bu toplantılara iştirak etmesi için ısrarda bulunulduğunu belirten Nur talebesi, bu konuda Hulûsi Ağabeyin fikrini soruyor.

Hulûsi Ağabeyin bu mektuba verdiği cevap kısa ve kesin:

 

Kıymetli istişarî mektubunuzu aldım. Mektubunuzda bahsettiğiniz istişarî toplantılara ve bazı ahvâle iştirak etmemede şimdiye kadar sebat göstermeniz şayan-ı takdir ve tebriktir. Aynı şekilde devam ettirin. Bu gibi şeylerle meşguliyet, esas hizmeti ihmale uğratır. Alışılmadık şeyler mideyi fesada uğratıp manevî sıhhati bozar. Selâmet, derkenarest.

 

Aynı konuda bir başka soruya Hulûsi Yahyagil’in verdiği cevap:

 

Ben böyle şeylere lüzum görmüyorum. Biz neyi şûrâ edeceğiz? Benim tavsiyem budur: Kardeşlerim kendilerini alâkadar etmeyen işlerle meşgul olmasınlar. Biz doğrudan doğruya Risale-i Nur mesleğini esas almalıyız. Ve bu mesleğin en mühim esası olan ihlâs düsturlarına göre hareket etmeliyiz. Meşveret bizi meşgul etmekten ileri geçmedi. Bize Üstadın bıraktığı ihlâs düsturları ve Risale-i Nur kâfi değil mi?

 

Yine aynı konudaki daha başka bir soruya Hulûsi Ağabeyin verdiği kısa cevap da şöyle:

 

Kardeşim, iki zekî adam çıkıyor, cemaati bölüyorlar. Her vilâyet kendi meşveretini yapsın, yürütsün.

 

Diyarbakırlı Hafız Ali Mülayim’in yolu Elazığ’a düşer. Umumî istişarede alınan kararları heyecanlı bir şekilde anlatır. Hulûsi Ağabey tepki göstermeden dinler. Hafız Ali gittikten sonra konuyla ilgili fikrini soran kardeşlere, bir elini altta diğerini yukarıda tutup havanda su döver gibi yapar ve “Havanda hava dövmek!” deyip beklemeden yürüyüp gider.

— “Nurun Birinci Talebesi Hulûsi Yahyagil,” İhsan Atasoy, s. 177-179

1 YORUM

  1. Bu deryadan su içmek ve bu güneşten ışık ve ısı almak isteyenlere engel olanları Allah’a havale ediyorum. Bu zâtın elini öpüp makbul duasını alsam kime ne zarar olurdu? Ama buna engel oldular. Aynı durum Mehmet Feyzi ağabey ve Hüsrev ağabey için de geçerlidir?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here