Risale-i Nur Müellifi Bediüzzaman Said Nursî tarafından “Nur’un Birinci Talebesi” ünvanıyla anılan Hulûsi Yahyagil, Üstad’ın sağlığında olduğu gibi, vefatından sonra da bütün hayatı boyunca Risale-i Nur hizmetinde bir istikamet sembolü olmuştu. Hattâ, Bediüzzaman, öz kardeşi Abdülmecid Ünlükul ile bir ihtilâfında Hulûsi Yahyagil’i haklı bulmuş ve “Ne Abdülmecid, ne de başkası benim Hulûsi’me yetişemez” diyerek onun bu hizmetteki müstesna mevkiine işaret etmişti.

Siyasî mücadelelerin ve kutuplaşmaların son derece yoğun bir şekilde yaşandığı en gerilimli günlerde bile, Hulûsi Yahyagil’in derslerinin, çöl ortasında bir vaha gibi insanlara nasıl huzur dağıttığını, onun derslerine devam eden kimseler anlatmakla bitiremiyorlar. Aşağıdaki satırlar, 1960 yılından itibaren Hulûsi Yahyagil’in Risale-i Nur derslerine iştirak eden Veli Sarıkamış’ın hatıralarından:

Hulûsi Ağabey genellikle öğle namazından bir saat önce çarşıya çıkar; terzi, eczacı, berber gibi esnafı ziyaret ederdi. Geçtiği her yerde halk ona teveccüh eder, hürmet gösterirdi. Ben bu halini, İslâmı lisan-ı haliyle topluma tebliğ ettiğine yorardım.

Meselâ eczacı Hacı Tevfik vardı. Bu adam CHP il başkanıydı. Hulûsi Ağabeyi çok sever, sayardı. Hulûsi Ağabey ona da uğrar, onun evinde ve bahçesinde Risale-i Nur dersleri yapardı.

Meselâ bir ilköğretim müdürü İzzet Bey vardı. Daima fötr şapkalı ve papyon kravatlı gezerdi. Onun da Hulûsi Ağabeye büyük saygısı vardı. Onun evinde de dersler yapılırdı.

Yine Köy Enstitüsü mezunu Mahmut Solmaz ve Bekir Bey vardı. Bekir Bey Samsunluydu. Hulûsi Ağabeyden dolayı tayinini Elazığ’a aldırmıştı.

Demokrat Parti İl Başkanı da, CKMP’liler de, hepsi Hulûsi Ağabeyin dersine gelirdi. Hele bir Hacı Bakır vardı, bu zat çok koyu Demokrat’tı. Üstadın milis kuvvetleri arasında da bulunmuştu. Halk Partili Hacı Tevfik ile Bakır Hoca derste kucaklaşırlardı.

Bakır Hoca birgün heyecana gelip Menderes ve Celâl Bayar’ı methetmiş, İnönü’ye de lâf çakmıştı. Hemen Hulûsi Ağabey “Hocanın ağzına somun tıkın, hoca acıkmış galiba” diye lâtife ederek kendisini susturdu.

Diğer taraftan, Muhtar Şerif Bey Adalet Partisi militanıydı. O da derslere gelirdi. Meclis başkanları, il genel meclisi üyeleri, o gün hepsi derse gelirdi. Yediden yetmişe bütün insanlar derste kaynaştıkları için, Elazığ’da sokakta parti kavgası ve aşırılıklara rastlanmazdı. Farklı politikacılar onun dairesinde kardeşçe bulunurdu. Hoşgörü, barış gibi kavramları en mükemmel şekliyle topluma Hulûsi Ağabey yansıtmış ve benimsetmişti.

Özetle, Hulûsi Ağabeyin bulunduğu yerde tefrikanın izine rastlanmazdı. Tıpkı Yunus’un “Yetmiş iki millete bir öz ile bakmayan / Şer’in evliyası da olsa hakikatte âsidir” dediği gibi, iman dersinde kimseyi tefrik etmez, bu yüzden dershanelere siyasetin girmemesi için de büyük gayreti gösterirdi. Esprileri, hikâyeleri ve şiirleriyle dersi canlı tutardı. Hülâsa, her partiden, yaşlısı, genci, tarikatçisi, âlimi, herkes dersine gelirdi.

Nur’un Birinci Talebesi: Hulûsi Yahyagil, Nesil Yayınları, s. 382-383

2 YORUMLAR

  1. Selamünaleyküm Ümid kardeşim. Yazınızı tam da ihtiyaç olduğu bir zamanda keyifle okudum. Eline, diline ve kalemine sağlık. Demek arzû-yi Üstâda muvafık hareket edilirse -değil sadece Nûr şâkirdleri arasında, ümmet-i Muhammed beyninde bile- Risâle-i Nûrlar böylesine birlik, beraberlik, dostluk, kardeşlik, ittifak, tesânüd ve ittihâda vesîle olabiliyormuş. Bu imkân ve fırsat bugün ve her zaman için geçerli. Eğer ümmet birlik, beraberlik, dostluk, kardeşlik, ittifak, ittihad ve tesânüd istiyorsa işte Kur’ân ve Hadis’in bu zamânda en güzel bir ma’nevî tefsîri olan Risâle-i Nûr’un şâyân-ı takdîr bir uygulaması. Rabbim buna vesîle olan Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri ile onun “birinci talebem” dediği Hacı Hulûsi Bey’den razı olsun…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here