– 28 –

Bununla beraber, sağlıklı bir tanıma eylemine girişmeden önce, imanın sağlam zeminlere oturtulması zarureti vardır. Ve iman konusu, daha bu merhalede iken, günümüzde her yandan gelen sarsıntılarla, mâsum görünüşlü saldırılarla, en sağlam bir aklı bile tereddüde düşürecek vehim ve vesveselerle karşı karşıyadır.

Kime sorarsanız “Bir Allah var” der. Kime sorarsanız Müslümandır. Lâkin insanların hayat felsefelerini incelemeye başladığınızda, Allah’ın mülkünün sebeplere, doğa yasalarına, birtakım dünya adamlarına veya kurumlarına bölüştürülmüş olduğunu görürsünüz. Allah’a kalan ise, insanların henüz el atamadığı göklerden ibarettir; orada, günlük hayatımıza karışmamak şartıyla tanrılığını devam ettirebilir ve bu haliyle, tıpkı bir meşrutî kral gibi, sonsuz saygıya da muhatap olabilir!

IMG_3922-a

Ne var ki, birçoklarının iman olarak gördüğü bu yaklaşım, Kur’ân’ın “şirk” olarak lânetlediği şeyin tâ kendisidir. Bediüzzaman da, “Herkes Allah’ı bilir; bu kadar derse ihtiyacımız yok” şeklindeki itirazlara verdiği cevapta, bu yaklaşımı “Hiçbir cihetle Allah’a iman hakikati onda yoktur” diyerek şiddetle reddetmektedir:

Halbuki Allah’ı bilmek, bütün kâinatı ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’î ve küllî herşey Onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat’î iman etmek; ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve Lâ ilâhe illallah kelime-i kudsiyesine, hakikatlerine iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa, “Bir Allah var” deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnat etmek—hâşâ—hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci tanımak ve herşeyin yanında hâzır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah’a iman hakikati onda yoktur.

Bediüzzaman, bahsin devamında, böyle bir inanışın, sadece “inkâr etmemek” seviyesinde kaldığına işaret eder. Halbuki, iman etmek, inkârın yokluğundan ibaret bir hadise değil, başlı başına bir fiildir.

Evet, inkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.

 

Evet, kâinatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahidleri bulunan Hâ­lik-ı Zülcelâl’i inkâr edemez… Etse, bütün kâinat onu tekzip edeceği için susar, lâkayd kalır.

 

Fakat Ona iman etmek, Kur’ân-ı Azîmüşşânın ders verdiği gibi, O Hâlıkı, sı­fat­larıyla, isimleriyle, umum kâinatın şehadetine istinaden kalben tasdik et­mek; ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak; ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tevbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa, büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına de­lil­dir.[1]

[Devam edecek]

[1] A.g.e., 1764-5.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here