Aile ile ilgili problemleri inceleyen Meclis Araştırma Komisyonunda kadına şiddet konusuyla ilgili olarak bir konuşma yapan Isparta milletvekili Said Yüce, bu konunun ancak Allah’a ve âhirete iman ile gerçek bir çözüme kavuşabileceğini söyledi.

Yüce’nin bu tesbitleri, bekleneceği gibi, hemen CHP’den tepki gördü.

Ak Parti Isparta milletvekili Said Yüce, konuyla ilgili olarak uzmanların dinlenmesinden sonra söz alarak şunları söyledi:

“Anlatılanlardan anlaşıldığı gibi hiçbir şey yüzde 100 çözüm olmuyor. Eğitim hakikaten önemli. Ama Allah’a iman ve ahirete iman hakiki mânâda bir kalpte yerleşse, hiçbir adam bir kadına şiddet uygulamaz. Bu yüzden değerler eğitiminin fevkalade önemli olduğunu, mutlaka bütün kurumların bu konu üzerinde durması gerektiğini, hakiki çözümün ancak manevî eğitimle, kalbe ve ruha yerleştirilecek olan manevi yasakçıyla temin edileceğini düşünüyorum.”

“İMANLI ÖNERİ”YE İMANSIZ TEPKİ

Said Yüce’nin bu sözlerine, komisyonun CHP’li üyesi Tekirdağ milletvekili Candan Yüceer tepki gösterdi. Yüceer, “Şimdi maneviyat boyutuna, Allah’a, imana, ahirete imana hiçbirimizin çekincesi olamaz. Ama ‘ancak böyle çözülür’ demek, şiddet uygulayan insanların hepsinin inancını sorgulamak ya da şiddet uygulamayan insanlara belki olmayan inancı vermek olur. Konuyu asıl kaynağından, sorunun kaynağından çekip başka bir yere taşımak olur” dedi.

Hürriyet gazetesi de Yüce’nin sözlerini CHP milletvekiline destek verecek bir şekilde manşetine taşıdı. Gazete, bu haberi “Kadına Şiddete İmanlı Öneri” şeklinde alaycı bir başlıkla verdi.

AİLE HAYATI VE AHİRET İMANI

Said Yüce’nin dile getirdiği bu tesbit, Risale-i Nur Külliyatından Meyve Risalesi adlı eserde geniş şekilde ele alınıyor. Âhiret inancının fert, aile ve toplum ölçeklerinde insanlara neler kazandırdığını inceleyen “Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası” başlıklı bölümde, Bediüzzaman, aile hayatıyla ilgili olarak şunları söylüyor:

Her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir. Eğer iman-ı âhiret o hanenin saadetinde hükmetmezse, o aile efradı, herbiri şefkat ve muhabbet ve alâkadarlığı derecesinde elîm endişeler ve azaplar çeker. O cenneti, cehenneme döner. Veyahut muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur. Devekuşu gibi avcıyı görür, kaçamıyor, uçamıyor. Başını kuma sokar, tâ görünmesin. Başını gaflete sokar, tâ ölüm ve zeval ve firak onu görmesin. Divanece, muvakkat, iptal-i his nev’inden bir çare bulur.

Çünkü meselâ vâlide ruhunu feda ettiği evlâdını daima tehlikelere maruz gördükçe titrer. Ve pederini ve kardeşini eksik olmayan belâlardan kurtaramayan evlâtlar, daim bir keder, bir korkaklık hisseder. Buna kıyasen, bu dağdağalı kararsız hayat-ı dünyeviyede o mes’ud zannedilen aile hayatı çok cihetlerle saadetini kaybeder ve kısacık bir hayattaki münasebet ve karabet dahi, hakikî sadakati ve samimî ihlâsı ve garazsız bir hizmeti ve muhabbeti vermez. Ahlâk o nisbette küçülür, belki sukut eder.

Eğer âhirete iman o haneye girse, birden ışıklandıracak, ortalarındaki münasebet ve şefkat ve karabet ve muhabbet kısacık bir zaman ölçüsüyle değil, belki dâr-ı âhirette saadet-i ebediyede dahi o münasebetlerin devamı ölçüsüyle samimî hürmet eder, sever, şefkat eder, sadakat eder, kusurlarına bakmaz gibi ahlâk yükseklenir. Hakikî insaniyet saadeti o hanede başlar inkişafa.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here