Sabahleyin kozasından bakan gelincikler,

Sorar bu dünyaya:

Ne istersin?

Kanatlanıp uçalım mı?

Çiçek olup açalım mı?

— Orhan Seyfi Orhon

– 15 –

Bir balarısının, kovandan çıktığı anda tek bir hedefi vardır: ya bir çiçek tarlası keşfetmek, ya da keşfedilmiş olan bir çiçek tarlasına ulaşmak.

Bunun için güneşin konumuna bakar, rüzgârı ölçer, yönünü belirler ve en kısa hattı izleyerek hedefine ulaşır. Önüne çıkan engel, isterse bir dağ olsun, balarısı yine onu aşmaya çalışır ve aşar da. Bilimsel araştırmalar, balarısının, Güneşe bakarak yönünü ve uzaklığı belirlerken, bir dağın arkasındaki tarlayı bile hedef alabileceğini ve bu tarlaya ulaşmak için dağı dolaşarak yoluna devam edebileceğini göstermiştir.

Çiçek tarlasını bulmak da balarısının ana hedefi değil, asıl hedefe ulaşmak için varmak zorunda olduğu ara hedeflerinden biridir. Onun işi bal yapmaktır; dünyaya bunun için gönderilmiş ve bütün yetenek ve organlarıyla bunun için programlanmıştır. Bir dakikalık bir balarısı olarak petekten çıktığı an, hemen kovan temizliğinden işe başlar ve her geçen gün kademe kademe ilerleyerek, bal üretiminin çeşitli aşamalarındaki bütün görevlerini tamamlar. Gün gelip de ömrünü tamamladığında, balarısı, arkasında eser olarak bal bırakmıştır. Balarısının geldiği dünya ile arkada bıraktığı dünya arasında, bir avuçluk bal farkı vardır.

Herkesin bir işi var

Dünya üzerinde hangi varlığı inceleyecek olursanız, buraya bir görevle geldiğini görürsünüz. Beden yapısı, yetenekleri, iştahı, yaşama biçimi, hemcinsleriyle ve diğer varlıklarla ilişkileri gibi özellikler, bir bütün halinde, onun görevini tanımlar. Bu, yaratılıştan gelen bir görev, yahut Bediüzzaman’ın deyimiyle, “vazife-i fıtriyedir.”

IMG_4352-a

Bu dünyanın bir parçası olarak, insan da bu kanunun kapsamındadır — hem beşeriyet olarak, hem de tek tek bireyler halinde. İnsan bireyleri arasındaki yetenek ve özelliklerin farklılığı, genel olarak insan neslinin bir yaratılış amacı olduğu gibi, herbir insan bireyinin yaratılmasından da ayrı bir amacın güdülmüş olduğunu göstermektedir. Dünya üzerinde bir insan hayata gözünü açtığı zaman, bu âlemde bir balarısından daha ileri seviyede bir değişiklik gerçekleştirmekle görevli bir varlık bu gezegene ayak basmış demektir. Ne var ki, insanların çoğu, kendilerinin ne genel, ne de özel yaratılış amaçlarını keşfedemeden ömürlerini tamamlar ve buradan göçüp gider.

Kendilerine verilmiş olan yeteneklerin gereğini yerine getiren insanlar ise, yaratılış amaçlarını — en azından belli bir ölçüde — gerçekleştirmiş olarak bu dünyadan giderler ve arkalarında ya madden, ya da mânen farklı bir dünya bırakırlar. Bazı büyük kişilerin yokluğunu tasavvur etmek, yahut onların henüz bu dünyayı şereflendirmediği zamanlara hayalen dönmek, onların bu dünyada gördükleri işin büyüklüğünü daha kolay takdir etmemize yarayabilir:

Mimar Sinan’dan önceki dünyada Selimiye, Mevlânâ’dan önceki dünyada Mesnevî yoktu. Bu eserlerin mükemmelliğine ve eser sahipleriyle bütünleşmiş oluşuna bakarak, Mimar Sinan’ın bu dünyaya Süleymaniye ve Selimiye’yi dikmek, Mevlânâ’nın da Mesnevî’yi insanlık âlemine kazandırmak üzere bu dünyaya gelmiş, yahut gönderilmiş olduklarını söyleyebiliriz. Böyle bir tespit, balarısının bal yapmak üzere yaratıldığını söylemek kadar rahattır ve gerçekçidir.

[Devam edecek]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here