ÜMİT ŞİMŞEK

Kâinat ile bağlarımızı askıya aldıktan sonra bizi ilk olarak terk eden insanî özelliklerimizden birisi, hayret duygumuz oldu. Belki bizi tamamen terk etti diyemeyiz, ama kendisine hiç yakışmayan yerlere yöneldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Neden “kendisine hiç yakışmayan” yerler?

Eğer bir şey var ise, onun varlığının hikmeti de vardır. İnsan gibi en üstün bir varlığa böyle bir özelliğin verilmesi ise büyük bir hikmet eseri olmalıdır. Yani, insan hayret etmelidir; ve, tabii, hayret edilmesi gereken şeye karşı hayranlık duymalıdır.

“Kimlerin ve nelerin hayranıyız?” sorusunu hiç kurcalamayalım; sosyali ve asosyaliyle medyamız bu konuda hepimizi mahcup düşürecek misallerin yüzlercesini hergün sergiliyor. Sadece, bir ömür boyunca biriktirdiğimiz hayranlıklarımızın ne işe yaradığını bir an için düşünmek, bizi bu konuda ciddî bir muhasebeye sevk etmek için yetecektir.

Yahut Yüce Allah’ın Peygamberimize hitabına bir bakın:

Sen hayrete düştün, onlar ise eğleniyorlar. (Sâffât, 37:12.)

***

Her birimiz, Yer ve Gökler Rabbinin eserleriyle dolu bir sanat galerisi halinde düzenlenmiş kâinatın seçkin bir davetlisiyiz. Bu eserleri anlayacak, inceliklerini çözecek ve onlar karşısında bizi hayrete düşürecek duyu ve yeteneklerle donatılmış olarak getirildiğimiz bu galeride özel ikramlarla ağırlanıyoruz.

Göklere bakıyoruz: her biri binlerce ışık yılı genişliğinde rengârenk tablolar çizen bulutsular, her biri yüz milyarlarca yıldızı barındıran galaksiler, her biri milyonlarca Dünyayı içine alacak yıldızların milyonlarcasıyla süslenmiş bir gece semâsı, bir patlama ile yüz milyarlarca yıldızın enerjisini bir defada tek başına ortaya çıkaran süpernovalar…

Yere bakıyoruz: bir tırtılın kendi kendisini hapsettiği koza içinden harikulâde desenlerle süslenmiş bir kelebek olarak çıkışı, üzerine çiy düşmüş bir örümcek ağındaki narinlik içinde beliren o sapasağlam sanat, bir sineğin en gelişmiş savaş uçaklarını ilkel ve çirkin bir taklit haline düşüren manevralarla gözümüzün önünde yaptığı gösteriler, ağzımızdan çıkan her sözü milyar kere milyar kere milyar defa kopyalayarak sayısız kulaklara ulaştıran hava zerreleri, her bahar ölmüş yeryüzünün milyonlarca hayatla yeniden dirilişi…

Kendimize bakıyoruz: dünya nüfusunun binlerce misli kalabalıkta bir hücre nüfusunu barındıran vücudumuz, o kalabalık içinde her bir hücrenin kapısına kadar giden erzak paketleri ve kapıdan alınan çöpler, her bir hücrenin her gün tekrar tekrar tâbi tutulduğu sağlık kontrolleri, kâinatın bütün güzelliklerini çözümleyecek şekilde düzenlenmiş maddî ve manevî duyu organları ve yetenekler…

Hayretten hayrete düşmeyelim mi?

***

Hayretimiz, kulluğumuzdur. Eğer her taraftan bizi hayran bırakacak şeylerle kuşatıldığımız halde bu duyguyu sürekli olarak yaşayamıyorsak, hayatımızı istilâ eden parazitler sebebiyledir. Bu parazitleri ayıklamaya başladığımızda, yani, bir anlamda hayatımızı sadeleştirmeyi başardığımızda, hayret duygumuzdan da yuvaya dönüş sinyalleri almaya başlarız. Bunun en emin yolu, hayatımız içinde “medeniyetten” uzak, kâinata yakın yaşama alanları meydana getirmektir. Necip Fazıl’ın sözleriyle, “kat kat çıkmış evlerin / o cam gözlü devlerin / gizlediği âlemi” aramak ve bulmaktır.

Bir gündoğumunu bir korulukta, cıvıl cıvıl mahlûkatla beraber karşılamak niçin bize beynelmilel bir aşüftenin konseri kadar cazip gelmez?

Çünkü bizim birşeye verdiğimiz değer, o şey uğrunda çektiğimiz zahmet ve yediğimiz kazıkla doğru orantılıdır. Bu kafayı değiştirdiğimiz zaman, hayatta en değerli şeylerin en ucuz ve en bol olan şeyler olduğunu “hayretle” görebiliriz. Öyle olmasaydı, bir nefes hava ile bir yudum suyun fiyatını hangimiz ödeyebilirdi?

***

Tatil mevsimi, hayret duygumuzu hayata kavuşturmak için önemli bir fırsattır.  Okul ve sınav dönemi geride kalmış, bu arada yeryüzü alabildiğine bir zenginlik içinde türlü türlü güzelliklere bürünmüşken, insan, bulunduğu her yerde, hayretinin üzerindeki külleri silkeleyecek vesileleri bollukla bulabilir. En iyisi, bu vesilelerin peşine ailece düşmektir.

Eğer küçük çocuklarınız varsa, ailece yapılacak tefekkür gezilerinden iki yönlü fayda görebilirsiniz:

Bir taraftan, çocukların henüz bütünüyle küllenmemiş hayret duygusu size yön gösterir.

Bir taraftan da, siz çocuklarınızla bu duyguyu paylaşmak suretiyle, onların hayret duygusunu iyice sağlamlaştırmış ve kökleştirmiş olursunuz.

Fakat gezileriniz ve gözlemleriniz hafızalarda küllenmeye terk edilmesin. Fotoğraf albümleriyle, gezi defterleriyle, sohbet ve müzakerelerle bu hatıraları bakîleştirmeye bakın. Kâinatla iç içe büyüyen ve bu tecrübe ve duygularını büyükleriyle paylaşan çocuklar ileriki yaşlarda da hayret hislerini kolay kolay kaybetmeyecek ve bu duygu onlara sağlam bir iman için daima yol göstermeye devam edecektir.

Çocuklarına anılmaya değer hatıralar ve sağlam bir iman miras bırakmak isteyenler, kâinatla ve hayret duygusuyla bağlarını ihmal etmesinler.

2 YORUMLAR

  1. Ümit bey
    yapmış olduğunuz belgesellerin hepsi güzel ama somon balıkları belgeselini de koyarsanız çok sevinirim.
    Allah yardımcınız olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here