ÜMİT ŞİMŞEK

Bir meyve uzanır dalların birinden bütün cazibesiyle.

İnsan uzanır ve alır.

O kadar kolaydır ona erişmek.

Oysa dünya ve içindekiler, o meyvenin benzerini yaratmaktan âcizdir.

İnsan onu alır, âfiyetle yer.

Kimin gönderdiğini bilir.

Onun adıyla alır, şükrünü Ona sunar.

Ve bir şükürle borcunu öder.

Her an insan nefes alıp verir yeryüzünde.

Her nefeste vücuduna ordular doluşur.

150 bin kilometrelik bir damar ağıyla vücudunun en ücra köşelerine ulaşır bir nefesle gelenler.

O bir nefesi bağışlamaya kimsenin gücü yetmez, onu verenden başka.

Bir nefeste neler olup bittiğini insan bilmez.

Yalnız, nefesi ona kimin verdiğini bilir.

Ve yine onun verdiği nefesle Onu şükürler sunar.

Ve bir şükürle borcunu öder.

***

İnsan, kendisi için hazırlanmış bir dünyaya gözünü açar ve orada yaşar.

Tabanına halılar serilmiş, tavanına kandiller asılmıştır evinin.

Nereye baksa bir güzellik görür, bir lütufla karşılaşır.

Kuşlar onunla konuşur.

Dereler onun kulaklarına tatlı nağmeler taşır.

Çiçekler gözleri önünde bir ziyafet sofrasıdır.

Yerin ve göğün nimetleri seller gibi yağar insana dört bir yandan.

Gözün bir bakışı kadar kolaydır o nimetlere erişmek.

Oysa onlardan her biri, dünya ve içindekileri âciz bırakan bir harikulâdelikle var olur.

İnsan sadece bakar ve zevk eder.

Tadar ve zevk eder.

Bazan elini uzatmasına gerek kalmaz, kendiliğinden ulaşır nimetler ona.

Bakışı da, tadışı da ayrı bir harikulâdeliktir.

O zevki nasıl aldığını bilmez insan.

Bir tadışta neler olur kendi vücudunda, farkına varmaz.

Bir günbatımının renkleri göze nasıl akseder, nasıl elektrik akımına dönüşür, binlerce hücreyle nasıl beyne ulaştırılır, parçalar nasıl birleştirilir, tablo nasıl çizilir?

Ve ortaya çıkan tablo, nasıl ılık duygular uyandırır kalbde?

Nasıl hayran kalır insan gördüklerine?

Hayret ve şükür duyguları nasıl doldurur benliğini?

Nasıl sever gördüğünü ve onu kendisine göstereni?

Bilemez.

Ama görür ve sever.

Bilmedikleri, sevinç ve neş’esinden hiçbir şeyi eksik bırakmaz.

Çünkü asıl bilmesi gerekeni bilir insan.

Kimden gelir o güzellikler?

Kim sunar yerin ve göklerin nimetlerini insana?

Kim onu aziz bir misafir gibi ağırlar yeryüzünde?

Kim kendisini tanıtır ona sunduklarıyla?

Bunları bilir insan.

Ve bildikleri ona yeter.

Çünkü bilmekle ve şükrünü yalnızca Ona sunmakla borcunu öder insan.

Kendisinden sadece bu istenir, fazlası değil.

Bu ise, insanın bütün eriştiklerinden de ötede bir başka nimettir ki, fiyatı hiçbir zaman hakkıyla ödenmez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here