Resulullah’tan (s.a.v.) on dört asır sonra “Kadınlar camilere gelsin mi, gelmesin mi?” gibi bir soruyu hâlâ tartışıyor olmamız hakkımızda hiç hayra alâmet olmamakla birlikte, zaman zaman konuyu gündeme getirerek tereddütleri giderici delillere aklıselim sahiplerinin dikkatlerini çekmek lüzumu hasıl oluyor.

Bu defa da, Allah hayırlı ve sıhhatli uzun ömürler versin, ilimlerinin yanı sıra gerek takvâları, gerekse Sünnet-i Seniyyeyi savunma konusundaki hassasiyet ve gayretleri ile Müslüman halkımızın hürmet ve muhabbetlerine mazhar olmuş üç isim tarafından kaleme alınan birkaç pasajı insaf sahiplerinin mütalâalarına sunuyoruz.

Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan ve Prof. Dr. Raşit Küçük, büyük hadis allâmesi İmam Nevevî’nin Riyâzü’s-Salihîn adlı meşhur eserine yaptıkları şerhte, eserin üç ayrı yerine şu notları düşmüşler:

 

Hz. Peygamberin sünnetinin evrensel karakteri, onun Ashâb-ı Kiram tarafından değiştirilmesine mani olmuştur. Nitekim Hz. Aişe “Eğer kadınların yeni yeni icad ettikleri halleri Resulullah görseydi, İsrailoğullarının kadınlarının men olunduğu gibi, onları mescidlere gitmekten men ederdi” (Buharî, Ezan: 163; Müslim, Salât: 144) demekle beraber, böyle bir yasaklama yoluna ne kendisi gidiyor, ne de halifelerden böyle bir yasak getirmelerini istiyordu. Çünkü “Allah’ın hanım kullarını Allah’ın mescidlerinden men etmeyiniz” (Buharî, Cum’a: 13) hadis-i şerifi ona bu yetkiyi vermiyordu.[1]

***

Müçtehid bir hakimin hükmü, Kitap ve Sünnetin nassına muhalif olduğunda, o hükmü ortadan kaldırmak ve yürürlükte kalmasına engel olmak vacip olur. Kitabın ve sahih Sünnetin nasları; aklî ihtimaller, nefsanî ve şeytanî yorumlarla birbiriyle çelişkili gösterilemez.

Abdullah ibni Ömer, Resul-i Ekremin “Sizden izin istediklerinde kadınların camie gitmesine engel olmayınız” buyurduğunu rivayet etmişti. Bunun üzerine oğlu Bilâl “Vallahi biz onları engelliyoruz” dedi.

Babası Abdullah, “Ben Resulullah şöyle buyurdu diyorum, sen ‘Biz onları engelliyoruz’ diyorsun” diye oğlunu azarladı ve hattâ rivayet edildiğine göre onunla ölünceye kadar konuşmadı. [Ahmed ibni Hanbel, Müsned, 2:90; Ali el-Karî, el-Mirkat, 1:339]. Nevevî, fasık ve bid’atçılarla hayat boyunca konuşmamanın caiz olduğunu söyler. Üç günden fazla konuşmamanın yasaklanmış olması bid’atçı ve fasıklarla ilgili değildir.”[2]

***

Resul-i Ekrem Efendimiz zamanında ve ondan sonraki dönemlerde, kadınlar da erkekler gibi camie gelir, cemaatle namaz kılar, vaaz ve nasihat dinler ve yapılan diğer faaliyetlere katılırlardı. Müslümanların yaşadığı çeşitli ülke ve mıntıkalarda Sünnete uygun bu âdetin halen canlı tutulduğu yerler vardır. Bazı ülke ve topluluklarda ise bu âdet neredeyse terk edilmiş gibidir. Müslümanlar, bir toplumun ve hattâ bütün insanlığın erkek ve kadınlardan oluştuğunu çeşitli vesilelerle birçok defa beyan eden Kur’ân’ın bu yöndeki ısrarlı hatırlatmalarını düşünürlerse, bu iki kesim arasında dengeli bir hayatın olması gereğinin farkına varırlar. Günümüzde de üzerinde önemle durulması gereken bir konu olma özelliğini taşıyan kadınların eğitimi, ihmal edilmeyecek kadar ciddiyet arz etmektedir.[3]

***

Bu konudaki yayınlarımız devam edecek.

[1] Riyâzü’s-Salihîn, tercüme ve şerh: Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, Prof. Dr. Raşit Küçük, Erkam Yayınları, c. 1, s. 32.

[2] A.g.e., c. 1, s. 543.

[3] A.g.e., c. 4, s. 427.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here