Kâinattaki her bir varlık, büyük kâinat kitabının bir âyetidir.

Bir çiçek, bir kuş, bir yaprak, bir yağmur damlası, bir gezegen, bir yıldız, mütemadiyen konuşan, tesbih eden, Rabbini anlatan bir sevimli dosttur.

Kâinat çapındaki o muhteşem dostlar meclisinde, o varlıklardan her biri, kendi diliyle anlatır Yer ve Gökler Rabbini.

Anlatırken, sadece “Bizi yaratan birisi var” demekle kalmaz, aynı zamanda Onu isim ve sıfatlarıyla da bize tanıtır.

Biz nerede olsak, gözümüzü nereye çevirsek, kime kulak verecek olsak, ayrı ayrı dillerden, hep Onun medhini, Onun zikrini, Onun şükrünü işitiriz.

Risale-i Nur, işte, kâinat denen o geniş zikir halkasındaki varlıkların dilini bize öğreten yöntemlerle doludur.

Risale-i Nur’u devamlı okumak suretiyle bu yöntemlere âşinâlık kazanan ve bu tefekkürü bir meleke haline getiren bir kimse için, hayatın her ânı ve bu âlemin her yeri, herşey bir âyet olur, ona Rabbinin huzurunda bulunduğunu hatırlatır.

Ve onun bir bakışını, bir senelik ibadet değerinde bir tefekkür haline getirir.

***

Risale-i Nur’un tefekkür özelliğiyle ilgili bazı mektuplar:

http://erisale.com/#content.tr.9.27 (5. Mektup)

http://erisale.com/#content.tr.9.285 (147. Mektup)

http://erisale.com/#content.tr.9.51 (bu hadise münasebetiyle . . . )

http://erisale.com/#content.tr.10.89 (kardeşlerim, Âyetü’l-Kübrâ Ramazan’da . . . )

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here