Büyük mütefekkir ve şair Sezai Karakoç’un insanlığa armağan ettiği eserlerinden biri de, Risale-i Nur’ların yasak kitap muamelesi gördüğü 1960’lı yıllarda, bir Ramazan gününde kitap okurken “suçüstü” yakalanarak tutuklanan Nur talebeleriyle ilgili olarak peş peşe yayınladığı “Kalem Yazmak Zorundadır” başlıklı üç yazısı idi.

Kalem sahiplerini bir vicdan muhasebesine çağırıyordu Karakoç bu yazılarında. “Bir gün gelir de bizim çağımıza bakanlar, eski çağlara bizim baktığımız gibi bakarlar da, aynı şeyleri, inanç yüzünden hapishanelerde çile dolduranları görürlerse, hakkımızda nasıl hüküm vereceklerdir dersiniz?” diye soruyordu. Sonra da, “Kalem çağın sorumlu şahididir” diyor ve her kalem sahibine tarihî sorumluluğunu hatırlatıyordu:


“Yazıcı melekler nasıl her gördüklerinin birini saklamadan yazmak zorundalarsa, onları örnek almak durumunda olan kalem de, çağındaki haksızlıkları, yanlışlıkları, aşırılıkları, yıkımları, korkmadan ve çekinmeden kaydetmek zorunda ve sorumluluğundadır. Evet yazar, çağının üzerinde düşünmek ve düşündürmek zorunda ve sorumluluğundadır. Öyleyse, biz istesek de, istemesek de, eğer kalem kalemse, yazacaktır. Yazmazsa, işte asıl o zaman suçludur.”

Yazı serisinin üçüncü bölümü:


SEZAİ KARAKOÇ

Bir kaç bin metre derinlerde kömür çıkaran, denizin dibinde sünger arayan, bendini yıkmış suya karşı çıkan bir insan gibidir yazar. Gerekirse, hayatı da, kaleminin ucuna kadar gelip orada bekleyen bir kelimeye bağlı kalır. Burada bu kelimeyi söylemek veya söylememek arasında düşünerek bir seçme yapacaktır. Terazinin bir tarafında, yani kelimeyi söyleme kefesinde ölüm ve hakikat, susma kefesinde de hayat ve yalan olsa, o kelimeyi yazacaktır.

Biz de bu kalem ahlâkının ve geleneğinin üzerimize yüklediği, inandığımızı söyleme borcumuzu yerine getiriyoruz ve diyoruz ki:

Hiç olmazsa, müslümanların fikir ve inanç alanında solcular kadar bir serbestlikleri olsun. Halbuki, solculuk dışardan geliyor. Dev bir komünist devlet de yanıbaşımıza bir aysberg gibi dikilmiş, bize çarpacağı anı bekliyor. Müslümanlarınki ise yerli düşünce, yerli inanç. Bu milletin ve bu halkın malı. Anadolunun eseri ve verimi. Dışarda koruyucusu ne gezer, düşmanı var. Şimdi bu iki akım, bir tutulabilir mi? Elbet tutulamaz.

Evet, gerçekten bir tutulmuyor gibi bir hava var ortalıkta. Ama, sol akım, alabildiğine serbest ve sağ akım, tepeden tırnağa frenli. Gözle görülen, elle tutulan realite budur. Solcuların partileri bile vardır. İslâm muhtevalı sağ, karşısında inanç alanında bile, nerdeyse lâiklik ilkesini bulacak.

“Kapital” okudu veya okuyorlar diye kimsenin tevkif edildiğini duymadım, ama mevlüt ve Risale-i Nur okunan bir topluluktan tevkifler olduğunu duydum. Şu anda, Van’da bir mevlüt toplantısından dolayı içerde bulunanlar var.

İşte bu bir realitedir. Kalem bu reçeteyi yazıp yazmamak arasında yapacağı seçimle kendini tartmış olacaktır. Gerçeği söylemekle söylememek arasında her kalem tartılmış olacaktır.

Kastımız tenkitten çok, gerçeği olduğu gibi ortaya koymaktır. Gerçek budur. Bundan sonrasının hesabı, üzerinde düşünülmesi, çözümlenmesi hepimize aittir. Devlet, kanun adamı, uygulayıcılar, kanun yapıcılar, yazarlar, bilgi alanındakiler soğukkanlılıkla artık sosyolojik bir problem haline gelmiş bu dâvanın üzerine eğilmelidirler. Peşin hükümlerden, vehimlerden, fısıltı telkinlerinden sıyrılmış olarak.

Bir an için çok değişik gibi geldiğinden çok tehlikeli sanılan düşüncelerin içine girildiğinde çok yumuşak ve güven verici oldukları görülmüştür. Tersi de doğru.

Toplumumuz bugün çok hassas bir duygu değşimi geçiriyor. Bunu bir çok sosyal işaretlerden anlıyoruz. İntiharların bir hayli arttığı artık göze batacak bir hale gelmiştir. Bir toplumun geleceği için bu çok önemli bir işarettir. Hele bizim gibi, intiharın en az olduğu bir ülkede.

Ansızın girdiğimiz demokrasi deneyi, ihtilâl, sol düşüncenin baskın ve salgın halinde toplumu sarması, Kıbrıs problemi, bu hassas psikolojik ortamın doğmasına sebep olmuştur diyebiliriz. İşte bu kritik anda, toplumda bugün için en azından bir denge ödevini gören ve batıştan, yıkıntıdan koruyan sağ düşünce ve inanç akımlarını kayıtlarsak, işte o zaman, kadim kitaplarda haber verilen felâket saati gelip çattı demektir.

[Son]


Bundan önceki bölüm:


Sitede yayınlanan yazılardan ânında haberdar olmak için
bizi Twitter’da takip edebilirsiniz:

twitter.com/umit_simsek


CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınız