Risale-i Nur’un kendisine has özellikleriyle, gerek klasik ilm-i kelâm cereyanlarından, gerekse tasavvuftan farklı bir konumdadır.

O, klasik medrese eğitiminden çok farklı bir tarz ve üslûpla iman ilimlerini ele alır, ispat eder, öğretir ve yaşatır.

Aynı zamanda o, Bediüzzaman’ın   tabiriyle, “on iki büyük tarikatin hülâsasını” kendi içinde barındırır; fakat bir tarikat değildir.

Risale-i Nur’un yöntemlerinde akıl ve kalb beraberliği vardır. Bu itibarla, medrese ile tekkenin buluştuğu bir noktadadır.

Bediüzzaman, çeşitli mektuplarında, bu durumu “ilim içinde hakikate bir yol açmak, tarikatten daha kısa bir yolu ilm-i kelâm içinde göstermek” şeklinde tanımlar.

Son derece kuvvetli delillere dayanması sebebiyle, Risale-i Nur’un hakikatleri herkese kendisini kabul ettirebilmekte, zamanımızın en dehşetli inkâr cereyanları karşısında hiç sarsılmadan insanların imanını koruyabilmektedir.

Diğer yandan, iman hakikatlerini insana kalbiyle, ruhuyla, bütün duyguları ve bütün varlığıyla yaşatması da, çok kısa bir yoldan insanı hakikate ulaştırmakta ve manevî bir Cennet hayatını bu dünyada yaşanır hale getirmektedir.

***

http://erisale.com/#content.tr.10.127

***

http://erisale.com/#content.tr.9.281     (144. Mektup)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here