Risale-i Nur, insanların ebedî hayatlarını kurtarmak için çalışan ve bunun karşılığında Allah’ın rızasından başka hiçbir şey talep etmeyen insanların hizmetidir.

Risale-i Nur talebesi için bir insanın imanını kurtarmak demek, ölümle pençeleşen bir insanın hayatını kurtarmaktan da ötede birşeydir.

Çünkü imanla beraber kurtulan, sadece gelip geçici dünyanın birkaç senelik hayatı değil, sonsuz bir hayattır. Risale-i Nur talebesi, bir insanın imanını kurtarmak için çabalarken, tıpkı Üstadı Bediüzzaman gibi, evlâdını kurtarmaya koşan bir anne veya babanın şefkatiyle onun yardımına koşar:

“Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var?”

Risale-i Nur hizmetinin müsbet hareket ilkesi, aynı zamanda, hiçbir şekilde kin ve nefret duygusuna kapılmamayı, intikam emeli beslememeyi gerektirir. Kardeşlerinin imanlarını kurtarmak için gece gündüz çırpınan bir insan, başkalarından öç almak için ne fırsat kollar, ne de buna en küçük bir meyil duyar. Zalimleri Allah’a havale eder ve kendisi hizmetine devam eder. Zalimlerle zihnen meşgul olmayı dahi hizmetten kendisini alıkoyacak bir meşgale olarak görür.

“Benim idamıma hükmeden adamlar, beni işkenceli tazib edenler, Risale-i Nur ile imanlarını kurtarsalar, şahit olunuz ki, ben onları helâl ediyorum” diyen Üstadları gibi, kendisine zulmedenlerin dahi Risale-i Nur ile kurtuluşa ermeleri için çalışır.

Zira bu, Risale-i Nur talebelerine Bediüzzaman Hazretlerinin bir vasiyetidir:

“Bize eza ve cefa edenlere karşı, hiç bir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nur’a sadakat ve sebatla çalışmalarını tavsiye ederim.”

***

Umum Nur talebelerine Üstad Bediüzzaman’ın vefatından önce vermiş olduğu en son derstir

 

Aziz kardeşlerim,

 

Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.

 

Meselâ, kendimi misal alarak derim: Ben eskiden beri tahakküme ve terzile karşı boyun eğmemişim. Hayatımda tahakkümü kaldırmadığım, birçok hâdiselerle sabit olmuş. Meselâ, Rusya’da kumandana ayağa kalkmamak, Divan-ı Harb-i Örfîde idam tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suallerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karşı bu tavrım, tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor. Fakat bu otuz senedir müsbet hareket etmek, menfî hareket etmemek ve vazife-i İlâhiyeye karışmamak hakikati için, bana karşı yapılan muamelelere sabırla, rıza ile mukabele ettim. Cercis Aleyhisselâm gibi ve Bedir, Uhud muharebelerinde çok cefa çekenler gibi, sabır ve rıza ile karşıladım.

 

Evet, meselâ seksen bir hatâsını mahkemede ispat ettiğim bir müddeiumumînin yanlış iddiaları ile aleyhimizdeki kararına karşı, beddua dahi etmedim. Çünkü asıl mesele bu zamanın cihad-ı mânevîsidir. Mânevî tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dahilî âsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.

 

Evet, mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, âsâyişi muhafaza etmek içindir. وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى 1 düsturu ile—ki “Bir câni yüzünden onun kardeşi, hanedanı, çoluk—çocuğu mesul olamaz”—işte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle âsâyişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dahile karşı değil, ancak hâricî tecavüze karşı istimal edilebilir. Mezkûr âyetin düsturuyla vazifemiz, dahildeki âsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Onun içindir ki, âlem-i İslâmda âsâyişi ihlâl edici dahilî muharebat ancak binde bir olmuştur. O da aradaki bir içtihad farkından ileri gelmiştir. Ve cihad-ı mâneviyenin en büyük şartı da vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır ki, “Bizim vazifemiz hizmettir; netice Cenâb-ı Hakka aittir. Biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz.”

 

Ben de Celâleddin Harzemşah gibi, “Benim vazifem hizmet-i imaniyedir; muvaffak etmek veya etmemek Cenâb-ı Hakkın vazifesidir” deyip ihlâs ile hareket etmeyi Kur’ân’dan ders almışım.

 

— Emirdağ Lâhikası: 2

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here