ÜMİT ŞİMŞEK

KOKU, hayatın en esrarengiz gerçeklerinden biridir. O âleme girdiğinizde, ışıktan daha gizemli, uzak galaksilerden daha bilinmez, atomaltı parçacıklarından daha saklı bir dünyada bulursunuz kendinizi.

“Koku nedir?” diye sorsanız, bilim bir yığın koku molekülünün formülünü önünüze serer, ama kokuyu tarif edemez.

O binlerce koku formülünün basit bir “sınıflandırılmasını” isteyecek olsanız, ışık tayfında renkleri tek tek sayan, gökte yıldızları ve yerde zerreleri kataloglara geçiren bilim öylece kalır da ana kokuların dört tane mi, yoksa kırk tane mi olduğunu ayırt edemez.

İlim, burnunuzdaki koku alıcı hücrelerin milimetrekareye 40 bin tane düştüğünü söyler; ama “Bu hücreler bu kokuları nasıl tanıyor?” diye sormayın sakın. Çünkü bütün yapacağı, birbirinden tamamen farklı yedi sekiz tane teori üretip aralarında zar atarcasına tahmin yürütmekten ibaret kalacaktır.

Milyonlarca canlı türü arasında koku hadisesinin derinlemesine incelendiği türlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Ama bu “derinlemesine” incelemenin içinde bile “Nasıl kokluyorlar?” sorusunun cevabı hâlâ yoktur.

Kısacası, kokular âlemi, yirmi birinci yüzyılın bilim dünyasının başlıca cehalet branşları arasında yer alır. Fakat bilgimiz ne kadar az olursa olsun, bir sorunun cevabı, o esrarengiz dünyanın bize bakan yüzünde açıkça yazılıdır:

Kokunun ne önemi var?

***

YERYÜZÜNDEKİ hayat için kokunun hayatî önemi vardır. Hayata kokuşmuş teorilerin arasından bakanlar bile bu gerçeği teslim etmekten kendilerini alamazlar. Çünkü canlı türlerinin büyük çoğunluğunun bu esrarengiz unsur vasıtasıyla dünyayı tanıdığı ve birbirleriyle haberleştiği biliniyor.

Balarısının petek gözleriyle 150 milyon kilometre uzaktan topladığı bilgileri tamamlayan ve işe yarar hale getiren, antenlerine yerleştirilmiş ve büyük çoğunluğu kokuları tanıyacak şekilde düzenlenmiş l milyon ana hücrenin okuduğu bilgiler ve çözdüğü şifrelerdir. Eğer çiçekler kokmasa yahut balarısı koklamayı bilmese, o olağanüstü bal makinesinden bir miligram bal çıkarmaya ne kimsenin gücü yeter, ne de böyle birşey kimsenin aklından geçerdi.

Bundan başka, anların bir de “kovan kokusu” var ki, bir balarısı toplumunun bireylerini birbirine bağlayan ve dünyadaki en göz kamaştırıcı toplumsal düzeni sağlayan sır burada yatar. Bu koku, gelmiş ve gelecek bütün balarısı cemiyetlerinden herbirisi için ayrı ayrı takdir edilmiştir; her bir koku formülü, her bir kraliçenin eline, sadece kendi toplumuna mahsus bir şifre olarak verilir ve başka bir an toplumunda bir daha asla tekrarlanmaz.

Anlar gibi, binlerce karınca türünün ve hesaba gelmeyen böcek ve sineklerin sayısız toplulukları, yine kendilerine özgü kokularla birbirlerini tanırlar, yuvalarının ve besin kaynaklarının yollarını işaretlerler, tehlike halinde hava zerrelerini telefon telleri gibi kullanıp koku molekülleriyle birbirlerini alarma geçirirler.

Bir dişi pervanenin parfüm deposu, bir miligramın onda biri kadar kokuyu ancak alır. Fakat o minik depodan birkaç moleküllük bir kokuyu sürünmeyedursun: Kilometrelerce ötedeki yüzlerce erkek pervane o kokuyu alır, tanır ve birkaç saat içinde hepsi birden oraya doluşur! (Bu mesafenin 11 kilometreye kadar çıktığı deneylerle tespit edilmiştir.)

Birçok deniz yaratığında, yumurtaların ve spermlerin birbirinden tamamen bağımsız şekilde, ayrı ayrı hayvanlardan aynı zamanda suya bırakılmasında, yine o yaratıkların kendilerine ait kokuları bir haberci olarak vazife görürler.

Filin bir ağacı kökünden sökecek kadar kuvvetli ve kaba hortumundan en son beklenecek şey, bir tavşan burnunun duyarlılığıdır. Ama su söz konusu olduğunda, filin hortumu tavşanın burnunu da geride bırakır ve iki kilometre uzaktan bir su kaynağının kokusunu alır! Çünkü onun Rabbi, fili o ağır vücuduyla saatlerce su peşinde dolaştırmayacak kadar merhametli olduğu gibi, kokusuz suyu binlerce metreden ona koklatacak kadar hikmetli ve kudretlidir.

***

BİR YILAN BALIĞI 800 bin, bir tavşan burnu 100 milyon koku hücresi ister. İkisi de istediğini bulur.

Köpek balığı kanı, balarısı elma çiçeğini, fil suyu koklamak ister. Hepsi de istediğini kilometrelerce uzaktan koklar.

Dişi pervanenin süründüğü parfüm, erkek pervanenin antenlerinde uygun alıcılar ister. Milyonlarca türden sayısız çiçekler, renk renk kokularla çıkardıkları davetiyeleri okuyup anlayacak ve koşup kucaklarına atılacak âşıklar ister. Onlar da istediklerini her zaman bulurlar.

Biz kendi burnumuzla neyi nasıl kokladığınızı bilemezken, sayısız kokular ve sayısız canlılar arasında her an sayısız alışverişler böylece sürer, gider. Sayısız olasılıklar arasından daima en uygun olanları seçilir ve şifreli bir kasa kilidi gibi birbirine uyacak şekilde eşleştirilir. İşte, kokuların esrarengiz dünyasında sınırsız bir iradenin kokusu…

***

O SAYISIZ CANLILARIN içinden sadece bir balansının antenlerine koku alıcılarını yerleştirmek için yeryüzünün bütün çiçeklerinin bütün kokularını tanımak, hepsinin molekül yapılarını tek tek ayırt etmek, sonra bu çiçekler arasından balansının çalışmasına uygun olanlarını seçip onlara ait kokuların şifrelerini çözecek sistemleri icad etmek gerekir. İşte, o muammâlarla dolu kokular dünyasında, herşeyi herşeyle beraber gören, bilen ve yapan sınırsız bir ilim ve kudret kokusu…

***

HER BİR BALARISI KOVANI ve her bir karınca yuvası öyle bir koku ister ki, ne gelmiş ve ne de gelecek hiçbir kovanda ve hiçbir yuvada o kokunun bir benzeri bulunmasın. Onu da öyle birisinden ister ki, bütün kovanları ve bütün yuvaları birden görsün, hepsinin kokularını ayrı ayrı versin ve birini diğerine karıştırmasın. İşte, kokuların o harikulâde dünyasında arı kovanları ve karınca yuvaları sayısınca şahitleri olan bir ehadiyet kokusu…

***

KOKU YAYAN her bir varlık ve koklayan her bir canlı, o sayısız davetiyeleri yerine ulaştıracak postacılar ister. Ve her bir hava ve her bir su zerresi, sanki kâinatın bütün kokularını tek tek tanıyormuşçasına, her bir kokuyu alır, gideceği yere götürür. Bir de bakmışsınız, denizlerden dağlara bulutlar taşıyan, ağızlardan kulaklara kelimeler ulaştıran aynı hava, aynı anda çiçeklerden böceklere kokular taşıyıp durmaktadır. İşte, kokuların ve havanın o mucizelerle dolu âleminde, bir unsuru bütün unsurların hizmetine koşturan bir vahdet kokusu…

***

KOKULAR HAKKINDAKİ cehaletimiz ne kadar derin olursa olsun, onun hakkındaki sorularımızı cevaplandırmakta bilim ne kadar âciz kalırsa kalsın…

Madde ile mânâ arasındaki yerini belirleyemediğimiz ve adetâ molekül cesedini giymiş bir ruh veya nûrânî bir varlık gibi karşımıza çıkan o esrarengiz varlığın bize açık seçik gösterdiği bir tek gerçek var:

Hayat tevhid kokuyor!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here