– 31 –

Biz kâinatı, ders kitaplarındaki gibi bölümlere ayrılmış halde bulmayız. Varlık âleminin herhangi bir köşesi, çağdaş âlimlerden Muhammed Gazalî’nin de belirttiği gibi,  bize kendisini bir bütün olarak sunar; biz ondan kendimizi ilgilendiren yönü alırız.[1] Yüzlerce bilim dalı, kâinatın her tarafında karşımıza beraberce çıkar. Bunlardan herhangi birini diğerinden bütünüyle soyutlayarak incelemek mümkün olmaz.

Tıpkı kâinat gibi, Kur’ân’ın da belirli bölümlere ayrılmış cüzleri, sûreleri, âyetleri yoktur. Aynı bahis, hattâ bazan aynı âyet içinde, göklerin en geniş hadiselerinden yerdeki gizliliklere, dünya hayatının bir ayrıntısından âhiret âlemine, fâni bir varlığın başından geçmiş bir cüz’î hadiseden İlâhî isim ve sıfatlara intikal eden bir seyir görülür. Kur’ân’ın herhangi bir sayfasını açan kimse, bir bahçeye girmiştir; oradan pek çok çiçekleri devşirir. Başka birisi ise, aynı bahçeden, muhtemelen daha farklı çiçeklerden oluşan bir demetle çıkacaktır.

IMG_4320-a

Nur Risalelerine gelince, gerçi bu eserlerin alanı inanç konularıyla sınırlanmıştır ve bu genel çizginin dışına pek az risale düşmektedir. Fakat ne ilmihallerin, ne de klasik kelâm kitaplarının bu konuları ele alış tarzına Nur Risalelerinde rastlanmaz. Risalelerin telif sırasında, kronolojik olarak böyle bir seyir izlenmediği gibi, bir külliyat halinde derlenmesinde de bir konu sırası gözetilmemiştir.

Bunun bir açıdan istifade zorluğuna yol açtığı iddiası doğru görünebilir. Risale-i Nur’un üslûbuna yabancı olanlar, belli bir konuyu bu eserlerde aramak istediklerinde, ya bizzat bu eserlerin yapısıyla bir âşinâlık kurmak zorunda kalmışlar veya böyle bir âşinâlığa sahip kimselerin yardımına ihtiyaç duymuşlardır. (Gerçi zamanımızın bilgisayar, CD, internet imkânları ve çeşitli indeks çalışmaları bu hususu bir engel olmaktan büyük ölçüde çıkarmıştır.) Buna karşılık, bu eserleri sürekli olarak okuyan kişiler, meselâ tevhid, haşir, nübüvvet gibi konuları bir defa işledikten sonra o bahsi kapatmak yerine, kendilerini sürekli olarak iman esaslarının hepsiyle karşı karşıya ve iç içe bulmuşlardır. Böyle bir üslûbun ise, Risalelerde işlenen iman ilimlerini teorik bir bilgi seviyesinde bırakmayıp, yaşanan bir hayata dönüştürmesindeki rolü küçümsenemez.

Bir sonraki bölümde bu konunun daha başka bir boyutunu ele alacağız.

[Devam edecek]

[1] Muhammed Gazalî, Kur’ân’ı Anlamada Yöntem, Ankara: Sor Yayıncılık, 1993, s. 73-4, 149-50.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here