Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Kur’andan sonra en büyük mucizesi, kendi zâtıdır.

Yani onda içtima’ etmiş ahlâk-ı âliyedir ki, herbir haslette en yüksek tabakada olduğuna, dost ve düşman ittifak ediyorlar.

Hattâ şecaat kahramanı Hazret-i Ali, mükerreren diyordu: “Harbin dehşetlendiği vakit, biz Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın arkasına iltica edip tahassun ediyorduk.”

Ve hâkeza… Bütün ahlâk-ı hamîdede en yüksek ve yetişilmeyecek bir dereceye mâlik idi.

Şu mucize-i ekberi, Allâme-i Mağrib Kadı Iyaz’ın Şifa-i Şerif’ine havale ediyoruz. Elhak o zât, o mu’cize-i ahlâk-ı hamîdeyi pek güzel beyan edip isbat etmiştir.

— Mektubat

***

Onun doğruluk ve güvenilirliği

Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm kendi kendine güneş gibi bir burhandır.

Ve keza o zâtın (a.s.m.) dört yaşından kırk yaşına kadar geçirmiş olduğu gençlik devresinde bir hilesi, bir hıyaneti görülmemiş ve bir yalanı işitilmemiştir.

Eğer o zâtın yaratılışında, tabiatında bir fenalık, bir kötülük hissi ve meyli olmuş olsaydı, behemehal gençlik saikasıyla dışarıya verecekti.

Halbuki bütün yaşını, ömrünü kemal-i istikametle, metanetle, iffetle, bir ıttırad ve intizam üzerine geçirmiş, düşmanları bile hileye işaret eden bir halini görmemişlerdir.

Ve keza yaş kırka baliğ olduğunda iyi olsun, kötü olsun ve nasıl bir ahlâk olursa olsun rüsuh peyda eder, meleke haline gelir, daha terki mümkün olmaz.

Bu zâtın tam kırk yaşının başında iken yaptığı o inkılâb-ı azîmi, âleme kabul ve tasdik ettiren ve âlemi celb ve cezb ettiren, o zâtın (a.s.m.) evvel ve âhir herkesçe malûm olan sıdk ve emaneti idi. Demek o zâtın (a.s.m.) sıdk ve emaneti, dâvâ-yı nübüvvetine en büyük bir burhan olmuştur.

— İşârâtü’l-İ’câz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here