Heykel konusu Risale-i Nur’da muhtelif yerlerde ele alınmıştır. Hattâ, Bediüzzaman Hazretlerinin Mustafa Kemal ile arasında geçen bir münakaşanın konusunu da heykel teşkil etmiştir. Söz konusu bahislerden bazılarını aşağıda sunuyoruz.

 

Hizmetinde bulunan talebelerinin imzasıyla Emirdağ Lâhikasında yer alan bir mektup:

Bizler gördük ki, bu mübarek bayramda şiddetli hastalığı için talebelerine dedi:

“Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir-iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünki dünyada sohbetten beni men’ eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.”

Biz de Üstadımızdan sorduk:

Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men’ ediyorsunuz?

Cevaben Üstadımız dedi ki:

Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki Firavunların dünyevî şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benliğin verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mânâ-yı harfîden mânâ-yı ismîyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbalden ziyade dünyevî istikbali hayal edinmiş olmaları ile; eski zamandaki lillâh için ziyarete mukabil ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir, öyle ziyaret ediyorlar.

Ben de Risale-i Nur’daki a’zamî ihlası kırmamak için ve o ihlasın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta, hem garbda, hem kim olursa olsun okudukları Fatihalar o ruha gider. Dünyada beni sohbetten men’ eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle beni sevab cihetiyle değil, dünya cihetiyle men’etmeye mecbur edecek.

Emirdağ Lâhikası: 2

***

Memnu’ heykel; ya bir zulm-ü mütehaccir, ya bir heves-i mütecessim veya bir riya-yı mütecessiddir.

Hakikat Çekirdekleri

***

Rivayette vardır ki: “Âhirzamanda Deccal gibi bir kısım şahıslar, ulûhiyet dava edecekler ve kendilerine secde ettirecekler.”

Allahu a’lem, bunun bir tevili şudur ki:

Nasıl ki padişahı inkâr eden bir bedevi kumandan, kendinde ve başka kumandanlarda, hâkimiyetleri nisbetinde birer küçük padişahlık tasavvur eder. Aynen öyle de: Tabiiyyun ve maddiyyun mezhebinin başına geçen o eşhas, kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevi rububiyet tahayyül ederler ve raiyetini kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârane serfüru ettirirler, başlarını rükûa getirirler demektir.

Beşinci Şua

***

Trenle Ankara’dan Van’a gitmek için istasyona gelen Bediüzzaman, orada dostları tarafından uğurlanır. Bu esnada istasyondaki evinde kalan Mustafa Kemal Paşa da yanına gelir. Ayak üzeri heykel konusunda konuşurlar. Mustafa Kemal ona heykel hakkındaki kanaatlerini sorar. Bediüzzaman da “Büyük Kur’ân’ımızın bütün hücumu heykelleredir. Müslümanların heykelleri ise hastahaneler, mektepler, yetimleri koruyan yurtlar, mâbedler, yollar gibi âbideler olmalıdır” cevabını verir. Sonra yürüyerek kendisini Van’a götürecek trene biner.

Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî (13. baskı), 264-5

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here