Manevî cihadın en önemli bir özelliği, müsbet harekettir. Yıkıcı ve tahripçi olmamak, yapıcı olmaktır.

Müsbet hareket, Bediüzzaman’ın ve talebelerinin bütün hayatına nüfuz etmiş bir ilkedir. O kadar ki, çöpe atılacak bir yumurta kabuğunu kırmakta yahut yanmış bir ampulü patlatmakta bile Bediüzzaman bir “tahrip meyli” görmüş ve böyle hareketleri iman hizmetkârlarına yakıştırmamıştır.

Bir Risale-i Nur talebesi, kendi yolunun güzelliklerini anlatır; bir başkasının eksikliğini veya hatâsını gösterip de onu gözden düşürmeye çalışmaz. Hattâ, başkasının kusurlarıyla zihnen ve fikren dahi meşgul olmaz. Şu cümleler, Risale-i Nur hizmetinin bu ana ilkesini net bir şekilde formülleştirmektedir:

“Müsbet hareket etmektir ki, yani kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adaveti ve başkalarının tenkisi [başkalarının kusur ve noksanlarını bulmak], onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin; onlarla meşgul olmasın.”

“Mesleğimiz, müsbet hareket etmektir. Değil mübareze [çatışma], belki başkaları düşünmeye de mesleğimiz müsaade etmiyor.”

Asayişi ihlâl edecek hareketlerden kaçınmak, yine müsbet hareket ilkesinin tabiî bir sonucudur. Başkalarının kusuruyla zihnen meşgul olmayı dahi kabul etmeyen bir hizmet telâkkisi, hiç şüphe yok ki, fiziksel güce başvurarak yakıp yıkmayı ve masum insanlara zarar verecek hareketlere sebep olmayı reddedecektir. Nitekim Bediüzzaman “Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenab-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dâhilde ancak asayişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz” der.

 

Bediüzzaman, ömrü boyunca müsbet hareket etmeyi düstur edinmiş, “Birkaç adamın hatasıyla yüzer adamların zarar görmesine sebep olunamaz” demiştir. Bunun içindir ki, yapılan o kadar gaddarane zulümler esnasında bir tek hâdise meydana gelmemiş ve Bedîüzzaman Said Nursî, talebelerine daima sabır ve tahammül ve yalnız iman ve İslâmiyete çalışmayı tavsiye etmiştir. Ve bu gibi evhamların, dinsizlik hesabına, maksad-ı mahsusla husule getirildiğini herkes anlamıştır.

— Tarihçe-i Hayat

***

Üstad gelenlerle ne konuşurdu?

Hemen umumiyetle, Risale-i Nur hizmetinin yegâne maksadı olan imanın kuvvetlenmesinin vatan ve milleti tehdid eden dinsizlik ve komünistlik tehlikesine mani olduğunu;

– şimdi en elzem vazifenin, fertlere ve cemiyete düşen hizmetin imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek bulunduğunu;

– zamanın en büyük dâvâsının Kur’an’a sarılmak olduğunu, Risale-i Nur bütün kuvvetiyle bu meseleye hasr-ı nazar ettiğinden, vatan ve millet düşmanları, gizli dinsizler, bahanelerle hücuma geçip aleyhte tahriklerde bulunduklarını;

– “Fakat biz müsbet hareket etmeye mecburuz. Elimizde Nur var, siyaset topuzu yok. Yüz elimiz de olsa, ancak Nur’a kâfi gelir” diyerek Nur’un din düşmanlarını mağlûp edeceğinden, müsbet hareket etmenin atom bombası gibi tesiri bulunduğundan, Risale-i Nur’un siyasetle hiçbir alâkası bulunmadığını,

– mesleğimizin en büyük esasının ihlâs olduğunu, rıza-i İlâhîden başka hiçbir maksat ittihaz edilemeyeceğini, Nur’un kuvvetinin işte bu olduğunu;

– ihlâsla, müsbet hareket etmekle inayet ve rahmet-i İlahiyenin Risale-i Nur’u himaye edeceğini, ilh. beyan ederdi.

Üstad’ın dersini ve sohbetini dinleyenleri işhad ederek diyebiliriz ki:

Üstad’ın bir dersi, bir sohbeti, çok gençler için vesile-i necat olduğu gibi, Risale-i Nur’a fedakârane hizmet için de bir menba-ı istinad olurdu.

— Tarihçe-i Hayat

***

Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünki düşmanın malı, çoluk-çocuğu ganimet hükmüne geçer. Dahilde ise öyle değildir. Dahildeki hareket müsbet bir şekilde manevî tahribata karşı manevî, ihlâs sırrı ile hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenab-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dahilde ancak asayişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dahil ve hariçteki cihad-ı maneviyedeki fark, pek azîmdir.

— Emirdağ Lâhikası: 2

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here