Risale-i Nur’lar, eser sahibi Bediüzzaman Said Nursî’nin arzusuna uygun olarak devlet himayesine alındığında, bundan çıkarları zedelenen bazı çevreler “Risale-i Nur yasaklanıyor” yalanı üzerine kurgulanan bir kampanya başlattılar.

Gerçekte ise, yapılan yasal düzenleme, devlete, Risale-i Nur’ların herhangi bir şekilde tahrif edilmesini önleme ve aslına uygun şekilde yayınlayan olmasa dahi bizzat devlet tarafından basılarak piyasada bulundurma yükümlülüğünü getiriyordu.

Ayrıca, bu yasal düzenleme, Bediüzzaman’ın kendisine vâris tayin ettiği talebelerinin onayı altında gerçekleşmişti.

Risale-i Nur’a karşı “sadeleştirme” adı altında topyekûn bir suikast girişiminde bulunan paralel örgüt ile bu örgütün kuyruğuna takılarak varlığını sürdürmeye çalışan cemaat artığı bir grup, bu yasal düzenlemeye karşı, Üstad’ın ve Risale-i Nur’un hukukunu ve İslâm’ın hükümlerini hiçe sayan bir kampanyayı başlattılar.

Bu arada, daha evvel Risale-i Nur talebelerinin varlığından bile haberdar olmadığı bazı “vârisler” peyda oldu ve onların üzerinden, Paralel Örgüt-CHP-Anayasa Mahkemesi-Danıştay ittifakıyla Üstad’ın vasiyetine ve İlâhî hukuka karşı beşerî hukuka dayanılarak bir savaş açıldı. İşte, Bediüzzaman Hazretlerinin “Seyda Ünlükul” adında bir akrabasının bulunduğunu, Risale-i Nur talebeleri, bu mücadele vesilesiyle öğrendiler!

Bugünlerde kendisini Bediüzzaman’ın vârisi olarak tanıtmak suretiyle çalım satan bu zât-ı muhterem, Üstad’ın kardeşi Abdülmecid Ünlükul’un torunu olur. Ancak Risale-i Nur, nedense, bu zâtın ilgisini ancak son senelerde çekmeye başlamıştır. Günahını almayalım, belki daha önceleri de eserlere karşı içinde gizli bir alâka beslemiş olabilir; ama biz bu alâkanın su yüzüne çıktığı zamandan söz ediyoruz. Yoksa, daha önce, özellikle Risale-i Nur’un bu kadar revaçta olmadığı zamanlarda, hele Risale-i Nur’a sahip çıkmanın bir fiyat istediği zamanlarda bu zât ne bir Risale-i Nur dersinde görülmüş, ne Üstad’ın vârisleriyle beraber bulunmuş, ne de Nur talebeleriyle bir beraberliği olmuştur.

Risale-i Nur “sadeleştirme” adı altında tarihinin en büyük suikastine maruz kaldığı zaman, Üstad’ın vârisleri için – eğer gerçekten vârisler ise – ortaya çıkarak açıkça bu suikaste karşı durma zamanıydı. O zaman da ne bu zâtı, ne de şimdi yasal vâris olarak adı geçen diğer zevâtı meydanda gören olmadı. Bilâkis, Seydâ beyefendimizin, bu suikaste karşı çıkmak bir yana dursun, o günlerde suikastin faili olan cemaatle içli dışlı olduğu bilinen hususlar arasındadır.

Bundan bir sene kadar önce (26 Kasım 2014), Üstad’ın vârisi pozuyla paralel örgütün gazetesine demeç veren bu zât-ı muhtereme buradan bazı sorular sormuştuk. Şimdi gelinen noktada, günün anlam ve önemine uygun olarak, bu soruları bir daha hatırlıyoruz:

***

Risale-i Nur’un tahrifat ve ticaretiyle geçinen çevreler, bugünlerde Risale-i Nur Müellifi Bediüzzaman Hazretlerinin kardeşi Abdülmecid Ünlükul’un ailesini keşfetti.

Bilindiği gibi, Üstad’ın en büyük hayallerinden birisi, Risale-i Nur’ların Diyanet İşleri Başkanlığı himayesine alınması ve devlet tarafından neşredilmesi idi. Üstad’ın bu arzusunu dile getiren müteaddit mektuplar Emirdağ Lâhikasında yer aldığı gibi, bazı talebelerini defalarca Ankara’ya göndererek resmî makamlar nezdinde bu yönde teşebbüslerde bulunmuştu.

Üstad’ın bu vasiyetini hayata geçiren yasal düzenlemelere karşı savaş açan mahut çevreler, bu uğurda bir taraftan Risale-i Nur’un ezelî düşmanı CHP ile ittifak yaparken, bir taraftan da Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecid Ünlükul’un torunlarından bazılarını kışkırtarak onları kendi arzuları istikametinde konuşturmaya başladılar.

Bu karalama kampanyası kapsamında, “Bediüzzaman’ın yasal varisleri adına konuştuğu” iddia edilen Seyda Ünlükul’un ağzından “Yasal vârisler olarak bize sorulmadan karar alınıyor” meâlinde yakınmaları yayınlanıyor.

Bu yayınlar muvacehesinde, Bediüzzaman’ın vârisleri adına konuştuğu iddia edilen Seyda Ünlükul’a biz de şu soruları yöneltiyoruz:

  1. Malûm çevrelerin yayın organlarında size atfen yayınlanan beyanlar gerçekten size ait midir? Eğer böyle değilse “Neden onları yalanlamıyorsunuz?” sorusuna, size ait ise aşağıdaki sorulara lütfen cevap veriniz:
  2. Bediüzzaman Hazretlerinin geride bıraktığı bir dünyalığı olsaydı, bunun üzerinde yasal vâris olarak elbette hak iddia edebilirdiniz. Fakat Üstad’ın yegâne miras olarak Risale-i Nur eserlerini ve bu eserler etrafında vücuda getirdiği iman ve Kur’ân hizmetini bıraktığı, bütün dünyanın malûmudur. Bu hususta ise Bediüzzaman, akrabasından hiç kimseyi vâris tayin etmemiştir. Kimleri vâris tayin ettiği Emirdağ Lâhikasındaki mektuplarıyla, kimlerin bu veraseti tam bir liyakatle bugünlere kadar omuzlarında taşıdığı da bütün âlemin gözü önünde yaşayanan hadiselerle sabittir.
  3. Risale-i Nur gibi bir esere kazanç kapısı ve akraba arasında devredilen bir mal muamelesi yapan beşerî kanunlar, belki size bu konuda bir yetki vermiş olabilir. Fakat kabir kapısından geçtikten sonra bu yetkinin size hiçbir faydası olmayacağını bilmiyor musunuz? Bilâkis, Üstad ile huzur-u İlâhîde mürafaaya durduğunuzda, Üstad’ın açık vasiyetlerinin karşısına beşerî kanunları çıkarmış olmanın nasıl bir pişmanlık sebebi olabileceğini tasavvur edebiliyor musunuz?
  4. Eğer Üstad’a veraset dâvâsında samimi iseniz, Risale-i Nur’lar tahrif edilirken bu verasetin icabını niye yapmadınız? Onlara karşı çıkmak yana dursun, şimdi bir de bu tahrifatın failleriyle bir olarak, onların yayın organlarına “Risale-i Nur’lar engelleniyor” şeklinde yalan beyanlar vermek suretiyle fitne ateşine odun taşımanız, Üstad’a vâris olmanın bir icabı mıdır?
  5. Eğer Üstad’ın vârisleriyseniz, Risale-i Nur’lar gerçekten yasaklanır, engellenir, mahkemeden mahkemeye verilir, Risale-i Nur’ları okuyanlar her türlü zulme maruz kalırken, bir kere olsun ortaya çıkıp da veraset dâvâ ettiğiniz eserleri müdafaa ettiniz mi? Müdafaa etmek bir yana dursun, öyle sıkıntılı günlerde sizi Risale-i Nur talebeleriyle beraber gören oldu mu?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here