Risale-i Nur talebelerinin meydana getirdiği topluluğu dünyada hiçbir kuvvetin mağlûp edemeyeceğini, Bediüzzaman çeşitli risale ve mektuplarında tekrar tekrar hatırlatır.

Yaşanan hadiseler de bu hakikati defalarca teyid etmiş ve Risale-i Nur, aleyhindeki bütün teşebbüslerden, her seferinde daha da güçlenerek çıkmıştır. Vaktiyle Risale-i Nur talebelerine karşı dünyanın bütün imkânlarını seferber edenlerin bugün neredeyse isimleri bile hatırlanmazken, Risale-i Nur ve talebeleri, dünyanın dört bir yanında kök salmış hizmetleriyle şevklerine şevk katmaya devam etmektedir.

Risale-i Nur talebeleri bu gücü nereden alıyor?

Bediüzzaman Said Nursî, Nur talebelerinin en büyük kuvvet kaynağı olarak, onların ihlâslarını gösterir. İhlâs ise, sadece Allah için çalışmak, her türlü hizmet ve faaliyette sadece ve sadece Allah’ın rızasını gözetmektir. İman hizmetini ne dünyaya, ne de âhirete ait hiçbir şeye âlet etmemektir. Sadece üzerine düşeni yapmak, gerisini Allah’a bırakmak ve sonuca karışmamaktır.

Nur talebelerinin ihlâstan sonraki en büyük güç kaynağı olarak ise, Bediüzzaman, “tesanüd”ü zikreder. Bu, sadece Allah rızası için bir araya gelmiş insanların birbirleri arasındaki dayanışmadır. İhlâs ile insanların imanına hizmet etmekten başka bir gayesi olmayan insanların tesanüdü, birbirlerine ve ehl-i imana karşı sürekli muhabbet şuaları neşreden, en dehşetli düşmanlarını ise bütünüyle âciz bırakan bir güç kaynağı demektir.

İşte, Risale-i Nur talebelerinin cemaati, sırf Allah rızası için bir araya gelmiş ve birbirinde fâni olmuş ihlâslı insanların tesanüdünden meydana gelen bir birliktir. Bunun ise, bugün ekseriyetle cemaat denince akla gelen bazı maddî örgütlenmelerle bir ilgisi yoktur.

***

Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz. Evet, kuvvet haktadır ve ihlastadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlâs ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.

 

Evet, kuvvet hakta ve ihlâsta olduğuna bir delil, şu hizmetimizdir. Bu hizmetimizde bir parça ihlas, bu davayı isbat eder ve kendi kendine delil olur. Çünki yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada sizinle yedi-sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul’da burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmi, insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında yedi-sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakıyeti gösteren manevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine kat’iyyen şüphem kalmadı.

 

Hem itiraf ediyorum ki: Samimî ihlâsınızla, şan ve şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyadan beni bir derece kurtardınız. İnşâallah tam ihlâsa muvaffak olursunuz, beni de tam ihlâsa sokarsınız.

 

— Lem’alar

 

***

 

İşte ey Risale-i Nur şakirtleri ve Kur’anın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı manevînin âzalarıyız.

 

Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz.

 

Ve sahil-i selâmet olan Dâr-üs Selâm’a ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbaniyede çalışan hademeleriz.

 

Elbette dört ferdden bin yüz onbir kuvvet-i maneviyeyi temin eden sırr-ı ihlâsı kazanmakla, tesanüd ve ittihad-ı hakikîye muhtacız ve mecburuz. Evet, üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz on bir kıymet alır. Dört kere dört ayrı ayrı olsa, on altı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksad ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi; hakikî sırr-ı ihlâsla on altı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i maneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.

 

— Lem’alar ( 161 )

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here