Bediüzzaman’a ve Nur talebelerine yönelik iftirası üzerine büyük tepkilerle karşılaşan Mustafa İslamoğlu (bkz. www.yazarumitsimsek.com/bediuzzaman-bu-sozu-nerede-soylemis/ ), yaptığı açıklamada, Bediüzzaman’a saldıran diğerlerinin yolunu tuttu.

Hatâsını kabul ederek özür dileyecek yerde, bir necaseti daha galiz bir necasetle örtmeyi tercih etti ve Bediüzzaman’a, Risale-i Nur’a ve Nur talebelerine saldırdı.

Oysa, yukarıda bağlantısını verdiğimiz haberden de anlaşılacağı gibi, İslamoğlu, Risale-i Nur’un hiçbir yerinde geçmeyen uydurulmuş bir ifadeyi Bediüzzaman’a mal etmiş ve onun Risale-i Nur için “Kur’ân’ın indirildiği arştan indirildi” dediğini iddia etmişti.

İlmî namus ve hayâ sahibi bir kimseyi insan içine çıkmaktan alıkoyacak kadar fâhiş bir iftiranın ortaya çıkmasına rağmen, İslamoğlu bu durumdan hiç etkilenmemiş bir şekilde, yine saldırılarına devam etti.

Ondan öncekiler de aynı şeyi yapmıştı ve yapmaya devam ediyor.

Hepsi de, İslâm tarihinde daha önce başkaları tarafından denenmiş ve sahiplerine hiçbir fayda sağlamamış olan iddia ve metodları kullanmak suretiyle, cevapları defalarca verilmiş iddiaları ortaya atarak birşeyler yapmaya çabalıyor.

İslamoğlu’nun son “açıklaması” da, daha başka iddiaları da, Bayındır gibi emsallerinin dillerine doladıkları iddialar da, tümüyle defalarca cevaplandırılmış olan iddialar. (Merak edenler Abdülkadir Badıllı ve Ahmet Akgündüz’ün açıklamalarına bakabilirler.)

Zaten bu iddiaların kendilerine geçici bir şöhret kazandırmaktan başka faydası olmadığı da şuradan belli ki, Risale-i Nur, dünya çapındaki fütuhatına hergün daha fazla hız kazanarak devam ediyor.

Onun için, Risale-i Nur’a, onun aziz Müellifine ve talebelerine saldıranların iftiraları hakkında zihninde en küçük bir “acaba” belirecek olan kimse, derhal her iki tarafın da eserlerine baksın:

Bir tarafta bugüne kadar milyonlarca kişinin imanını kurtarmış, dünyanın dört bir tarafında her milletten insanların gönüllerinde taht kurmuş, nice günahkârların ıslahına vesile olmuş, nice haydutları karınca ezemez hale getirmiş, tarihte hiçbir esere nasip olmamış bir şekilde her milletten yüz binlerce, belki milyonlarca kişiyi İslâm ile, Kur’ân ile, Resulullah ile buluşturmuş, her dakika binlerce kişinin dilinde ve gönlünde gezen eserler…

Diğer tarafta, her ağzını açtığında İslâm büyüklerinden bir veya birkaç tanesine saldırmayı meslek esası olarak benimsemiş kişiler…

Gerçi böyleleri hiçbir zaman eksik olmayacak. Fakat onlardan hiçbiri de uzun süre hatırlanmayacak.

Risale-i Nur ise, her zaman ve her yerde okunmaya ve gönülleri fethetmeye devam edecek.

Büyük resme baktığınızda, bu manzarayı çok açık şekilde göreceksiniz.

Yine de, bu hususta en küçük bir tereddüdünüz olursa, aşağıdaki bağlantıları bir yoklayıverin; şüpheleriniz bütünüyle izale olacaktır:

http://www.yazarumitsimsek.com/ummetin-mecusileri/

http://www.yazarumitsimsek.com/islamoglu-kurani-bu-kafayla-anliyor/

http://www.yazarumitsimsek.com/3-sunnet-nasil-by-pass-edildi/

http://www.yazarumitsimsek.com/mustafa-islamoglunun-basari-sirlari/

http://www.yazarumitsimsek.com/bediuzzaman-bu-sozu-nerede-soylemis/

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here