Prof. Köse Batı’ya ve Alevîlere mesaj vermiş

Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse, bir televizyon konuşmasında sarf ettiği ve kamuoyunda tepki uyandıran sözleri ile ilgili olarak bir açıklama yaptı.

Prof. Köse, 14 Ağustos tarihli Kadraj programındaki konuşmasında, 15 Temmuz darbe teşebbüsüne karşı koyan ve bu uğurda canlarını tehlikeye atan insanların din adına değil demokrasi adına direndiğini ileri sürmüş ve “Allahu ekber sesinin demokrasi sesini bastırmaması gerekiyor” demişti.

https://www.facebook.com/profdralikose/posts/10154493616862236 adresindeki Facebook hesabında yaptığı açıklamada, Prof. Dr. Ali Köse, 15 Temmuz gecesi salâ verilmesi için ilk organizeyi başlatanlardan birisinin kendisi olduğunu ve Kısıklı meydanındaki “demokrasi nöbetlerine” bizzat katıldığını hatırlattı.

Daha sonraki günlerde ise duygusal tepkilerden arınmak gerektiğini söyleyen Köse, demokrasi söyleminin öne çıkarılması fikrini ise, Batı’da Türkiye aleyhine oluşan havaya bağladı. Prof. Köse, Türkiye’de Alevî-Sünnî çatışmasının körüklenmek istendiğini kaydederek, tekbirlerle “Alevîlere Sivas’ı, Çorum’u, Maraş’ı hatırlatacak naralar atmanın doğru bir yöntem olmadığını akletmemiz gerektiğini” sözlerine ekledi.

M. Ü. İlâhiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse’nin Facebook profilindeki açıklaması aynen şöyle:

 

Lütfen Dikkat!

 

Arkadaşlar,

 

Meş’um bir darbe teşebbüsü yaşadık. Ezanlar, salalar, tekbirler eşliğinde sokaklara döküldük.15 Temmuz gecesi ezanla ilgili ilk sosyal medya paylaşımını ben yaptım. Dedim ki: “Yıllar sonra tarih şöyle yazacak: “27 Mayıs 1960’ta darbe ezana dur demişti. 15 Temmuz 2016’da ezan darbeye dur dedi.” Hatta sala verilsin diye ilk organizeyi başlatanlardan birisi oldum. CNN Türk’ün tekbirler eşliğinde darbecilerden kurtarılmasının Türkiye için bir dönüm noktası olduğunu söyledim. Tanıdığım, bildiğim birçok kişi şehit oldu, gazi oldu. Hemen ertesinde Marmara İlahiyat’tan 30 kadar öğrencimiz gruplar halinde Üsküdar ve civarında 130 kadar şehit ve gazi evini ziyaret ettiler, dekanlığımızın hazırladığı şehadatname ve gaziname plaketlerini takdim ettiler. Darbe sonrası hepimiz demokrasi nöbetlerine başladık. Benim nöbet yerim evime 500 metre mesafedeki Kısıklı Meydanı idi. Zaten her meş’um olayda biz çoluk çocuk Kısıklı’dayız komşumuz Tayyip Beyin evini beklemek üzere. Ezanlara, salalara, tekbirlere bu meydanlarda da devam ettik. Hepimiz bir travma yaşadık ve hep duygusal tepki verdik. İlk günlerde böyle tepki vermek gayet doğal bir durum. Ama artık duygusallıktan sıyrılmamız ve akıllı davranmamız gerekiyor. Avrupa’da, Amerika’da, daha birçok coğrafyada Fetöcüler tahminimizin çok daha ötesinde Türkiye aleyhine olumsuz hava oluşturdular maalesef. Hatta bu satırları yazarken kulağım televizyonda. Spiker şu haberi okuyor: “ABD’de Fetö demokrasi kahramanı olarak görülüyor, Türk milleti de Erdoğan’ı savunduğu için suçlu ilan ediliyor.” Fetöcüler etkin oldukları ülkelerde medyayı, devlet adamlarını, sivil toplum kuruluşlarını ele geçirmiş vaziyetteler. Zaten “Türkiye bizim için dünyadaki 160 ülkeden bir ülke” diyen de bunlar. Maalesef Arnavutluk gibi bir ülkede bile kontrol onların elinde ve her şey Türkiye’nin aleyhinde. (Bu tespit bizden mezun olan ve geçen günlerde fakültemizi ziyaret Arnavut öğrencilerimize ait). Türkiye ile ilgili zaten yıllardır olumsuz bir atmosferin oluştuğu bu ülkelerde Fetöcülerin de katkısıyla oluşan hava şöyle: “Türkiye’de ılımlı İslam’ı temsil eden bir (sözde) Hocaefendi ve onun gibi düşünen ılımlı laik bir ordu var. Bunların karşısında da İŞİD destekçisi olan radikal İslamcılar var. Bunların başında da diktatör(!) Tayyip Erdoğan var. Bu (sözde) Hocaefendi ve ordu ülkeyi bu İslamcılardan kurtarmak istedi, ama olmadı. Ülke radikal İslamcıların elinde kaldı.”

 

Yurtdışında, hem Batı’da hem de Fetöcülerin etkin olduğu diğer ülkelerde aleyhimize sergilenen tablo maalesef böyle. Dahası, günlerdir televizyonlarda “bundan sonra ülkeyi bekleyen en büyük tehlikenin Alevi-Sünni çatışması olduğunu, bunu körükleyecek planların yapıldığını” söylemeyen stratejist veya siyaset bilimci kalmadı gibi. Günlerdir birbirimize “aman dikkatli olalım!” diye uyarılarda bulunup duruyoruz. Bütün bunları dikkate aldığımızda artık darbeyi sürekli dini jargonla karşılamanın bundan sonra bize zarar verir hale gelebileceğini, demokrasi söylemini daha fazla öne çıkarmamız gerektiğini, büyük bir tuzakla karşı karşıya olduğumuzu fark etmemiz, akıllı davranmamız gerekiyor. Hatta, aklımızda kalsın diye diyorum ki, “Artık tekbir sesinin demokrasinin sesini bastırmaması gerekiyor!”. Hem Alevi-Sünni çatışması konusunda teyakkuzda olup, hem de Alevilere Sivas’ı, Çorum’u, Maraş’ı hatırlatacak naralar atmanın doğru bir yöntem olmadığını akletmemiz gerekiyor. Ben kalpten, gönülden böyle inanıyorum, böyle düşünüyorum… Böyle düşünmeyenler de olabilir, kendi takdirleridir. Ama “Tamam da kardeşim İlahiyat dekanı böyle cümle mi kurar?” derseniz, cevabım o dur ki, “evet kurar, çünkü o ilahiyat dekanı inandığını söyleyen ve din, millet, vatan sevgisi mukayesiz olan bir Toros Yörüğüdür. Evet kurar, çünkü o İlahiyat dekanı uyarmayı vazife addeder.”

Selam ile…

 

***

Prof. Dr. Ali Köse’nin açıklamasına konu olan televizyon konuşması ile ilgili haber:

http://www.yazarumitsimsek.com/ilahiyat-dekaninin-sinir-tanimayan-demokrasi-aski/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here