Bu âlemde insanın hizmetine sunulan rahmet hazineleri tükenmek bilmiyor. Bu hazinelerin Sahibi ise insandan da diğer kullara karşı cömertlik bekliyor.

De ki: Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, harcamakla tükeneceğinden korkar da elinizi sıkı tutardınız. Gerçekten de insan çok cimridir.

İsrâ sûresi, 17:100

ÜMİT ŞİMŞEK

HERHANGİ bir anda, gökten ve yerden üzerimize yağan gizli ve açık nimetleri saymak istesek, buna ömrümüzün yetmeyeceğini biliriz. Lâkin bu nimetlerin sürekliliği, onları unutmamıza neden olur. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, boğazımızdan geçen lokma gibi en önemli nimetlerin nasıl bir zenginlik içinde bizi kuşattığı ve nasıl bir cömertlikle bize bağışlandığı pek seyrek olarak aklımıza düşer.

Gerçekte ise, dünyanın işleyişi, tam da âyetin “rahmet hazineleri” deyimiyle tasvir edilmeye lâyık bir şekildedir.

Bu dünyanın her karışı, rahmet hazinelerinden açılan kapılar gibidir; oradan sürekli olarak bu âleme birşeyler boşalır.

Bu gezegenin dağlarında, ormanlarında, insan ayağı basmamış köşelerinde, gece gündüz demeden, hiç kesilmeden, nice pınarlar fışkırır, nehirler akar, şelâleler gürül gürül çağlar, göller dolup dolup boşalır.

Bulutlar o görünmez hazinelerden her tarafa rahmet taşır da yine hazinelerden birşey eksilmez.

Kara toprak, bağrından binlerce tür meyve çıkarır, ekinler bitirir. Bir incir çekirdeği, gözler önünde tonlarca meyveye dönüşür. Rengârenk halılar bir yandan seyredenler için doyumsuz manzaralar çizerken, bir yandan da, arılar, sinekler, böcekler için şerbet çeşmeleri olur, Rablerinin rahmet hazinelerinden ikramlar sunar.

Her an bu gezegenin dağlarında, denizlerinde, ovalarında sayısız ziyafet sofraları serilidir. Kuşlar, balıklar, böcekler, hayvanlar, bakteriler, bitkiler, insanlar o sofralardan nasiplenirler.

Her an yeni konuklar katılır sofra başındakilere. Herhangi bir dakikada şu gezegenin üzerinde hayata gözünü açan canlıların hesabını kimse bilemez. Onların da bu sofralardan nasibi ayrılmıştır. Birkaç kırıntı arayan karınca da, hergün yüzlerce ton süt isteyen balina yavrusu da bu dünyada aynı rahmet hazinelerinden beslenir.

Herşey bir muhteşem düzen içinde cereyan ettiği için, insan da gözünün önündeki tabloda sınırsız bir ikramın sürüp gittiğini fark etmez olur. Sanki bütün bunlar sokakta bulunmuş nimetler, yahut Rablerinin onlara ödemek zorunda olduğu bir borçtur!

Oysa insan, eğer bu rahmet hazinelerinin tümünü elinde bulundursaydı, yeryüzünde kaç tane pınar çağlar, kaç gün yağmur yağardı? Denizin dibindeki balığı, dağın başındaki kuş yavrusunu, toprağın altındaki köstebeği kim umursardı? Binlerce yıl boyunca bu gezegenin her karış toprağından onca nimetleri kim bitirirdi?

Herşeye sahip olmak elbette ki bir zenginliktir; ama cömertlik bundan da ötede birşeydir. Bu dünyanın işleyişi ise, rahmet hazineleri sahibinin hem zenginliğine, hem de cömertliğine nihayet olmadığını gösteriyor.

Âyet-i kerime de, bu durumu, pek çarpıcı bir şekilde, insanın cimriliğiyle kıyaslayarak dikkatimize sunuyor:

Ya sizin birbirinize muameleniz gibi Rabbiniz size muamele etseydi?

Böyle birşeyi bir an için tasavvur etmeye kalkmak bile insanın tüylerini ürpertmeye yeter. Refah kaynaklarını eline geçirmiş bir avuç insanın dünyayı ne hale getirdiğine bir bakın, sonra da bir nefes hava yahut bir yudum su için kendi hemcinslerimize muhtaç olduğumuz takdirde bu dünya üzerinde bir an yaşayıp yaşayamayacağımızı düşünün, düşünebilirseniz!

Âyet, insanın cimriliğine gönderme yapıyor, ama ondan cimrilikte devam etmesini istemiyor. Tam tersine, Rabbinin cömertliğini hatırlatarak, ondan da cömert olma yönünde bir çaba bekliyor.

Rabbiniz size nasıl ikramda bulunuyorsa, siz de kardeşlerinize öylece ikramda bulunun, diyor. Tükenir diye korkmayın. Çünkü rahmet hazinelerinin sahibi siz değilsiniz. Siz yiyip durdukça o size gönderiyor; verdikçe yine gönderir, üstelik daha fazlasını da gönderir.

Bize Kur’ân’ında böyle bir hedef gösteren Yüce Allah, Elçisinin hayatında da bu hedefi somut olarak yaşatmış ve canlı bir örnek şeklinde göstermiştir.

Sahâbîleri, o Rahmet Peygamberinin, eline geçen ne varsa tükeninceye kadar dağıttığını anlatıyorlar.

Onun haberini başka topluluklara ulaştıranlar da “Gelin,” diyorlardı. “Orada bir peygamber var; yoksullaşırım diye korkmadan, elinde ne varsa dağıtıyor.”

Evet, insan cimri olarak yaratılmıştır, ama cimri kalmak üzere yaratılmamıştır. Onu yaratan, kulundan, kendi özgür iradesiyle cömertliği seçerek en yüce mertebelere talip olmasını istemektedir.

Bu da Onun sonsuz cömertliğinden gelen bir büyük ikramdır.

1 YORUM

  1. Bu ve benzeri yazıları okurken, kendimi, dünyayı, her şeyi unutuyorum. uzun yıllar öncesine dönüp, kainatın dilinden programlarını hatırlıyorum. maşallah. barekallah.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınız