cayci-emin

EMİN ÇAYIRLI (ÇAYCI EMİN BEY)

( -1967)

Mehmet Feyzi ile beraber, Bediüzzaman’ın Kastamonu’daki en yakın hizmetkârı.

Kader, onu Van’dan buraya getirdi. Şark aşiret beylerinden olan Emin Çayırlı, kalabalık ailesiyle birlikte buraya sürgün gönderilmişti. Burada, Nasrullah Camiinin şadırvanında bir çay ocağı kurmuş, çaycılık yaparak hayatını kazanıyordu.

Onunla tanıştığında, Bediüzzaman Hazretleri polis karakolunda kalıyordu. Bediüzzaman’ın isteği üzerine onun yatağını kendisinden satın almış, sonra da Üstada kiralamıştı. Böylece, hergün kira tahsili için Üstadın yanına serbestçe girip çıkabiliyordu.

Lâhikaların pek çok yerinde ismi geçer. Bir mektubunda da Üstad kendisinden “Rahmetullah namını alan Emin” şeklinde söz eder. Mehmed Feyzi ile beraber, aşağıdaki suali ile, Risale-i Nur’un önemli bahislerinden Meyvenin Dördüncü Meselesinin telifine vesile olmuştur:

“Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hadise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?”

Risale-i Nur’da Çaycı Emin Bey

Mehmed Feyzi ve Emin’in mektuplarını, ilişmeden Lahikaya geçirdik. O ikisi, sekiz sene hususi hizmetimde bulunmaları cihetiyle, haddimden çok ziyade tavsifatlarını bir nevi manevi dua ve sebeb-i teşvik ve kanaat, bir hüsn-ü zan ve tercüman-ı Nur haysiyetiyle Üstadlarına bir alamet-i sadakat ve bir vesika-i itikad ve irtibattır diye ilişmedim.

***

Feyzi ve Emin in mektubu, benim çok endişelerimi izale etti. Evet, bu iki kardeşimizin sadakatleri ve hizmetleri ve Risale-i Nur’a sahabetlerinin çok ehemmiyeti var.

***

Van’daki eski talebelerimle ziyade alâkadar ve merak ettiğim ve bugünlerde Kastamonu’nun Süleyman Rüştü’sü olan Çaycı Emin, Van’da bulunup o eski mübarek talebelerimin ellerine Nurların yetişmesine çalışması ve o mübarek eski kardeşlerimin hayatta olduklarını bilmediğim ve merak ettiğim ki, beraber onların hayatta ve Nurlara müştak olduklarını mektupla haber vermesi, beni çok ziyade memnun eyledi. Ve çok ferahlı bir hüzün ve hazin bir eski hatıra-i sürur verdi.

***

Hafız Ali’nin buradaki kardeşlerine çok yüksek, çok tesirli yazdığı mektuba karşı başta Feyzi, Emin olarak umum namına Feyzi diyor ki: “Biz bu memleket talebeleri, Isparta kahramanlarının küçük kardeşleri, belki onların talebeleriyiz. Dersi, hizmeti ve ciddiyeti onlardan alıyoruz. Herbirisi, bizim için birer üstaddır. Onların elinden öper, arz-ı hürmet ederiz. Cenab-ı Hak, o kahramanlardan ebeden razı olsun, âmin” diyorlar.

***

Demiştim: Risale-i Nur’un hizmet ettiği hakaik-i imaniye herşeyin fevkinde olduğu gibi, bu zamanda her şeyden ziyade onlara ihtiyaç var. Fakat kalbini öldürmüş, nefsini hevesatla şımartmış mülhidler, imandaki hakikatın derece-i ihtiyacını inkâr ettiklerinden, “Ehl-i diyanet ve ehl-i ilmi sevk eden, tahrik eden makasıd-ı dünyeviye ve ihtiyacatıdır” diye itham ediyorlar. O ithama göre de, pek insafsızcasına onlara ilişiyorlar.

Bu bedbaht mülhidleri kat’î bir surette iskât etmek, bilfiil, maddeten öyle fedakârlar lâzım ki, dünyanın en mühim meşgaleleri, belki büyük zararları, onların hakaik-i imaniye ihtiyaçlarını susturmuyor. Acaba öyleleri var mı? diye hatırlarına geldi.

Evet vardır. İşte Isparta Vilayeti ve havalisi. İşte Sandıklı tarafından üç-dört ay zarfında Risale-i Nur’u herşeye tercih eden efeleri ve mücahidleri diye dava etmiştim. İki saat sonra, hiç me’mul etmediğimiz bir tarzda, Rahmetullah namını alan Emin, iki sandıkla o davaya iki hüccet gösterdi.

***

Evet, nasıl ki kelimatta ve kelimat-ı mektubede tevafuk, bir kast, bir inayet-i hususiyeyi gösteriyor. Bazan harika olup keramet derecesine çıkıyor. Bazan lâtif bir zarafet veriyor. Aynen öyle de, Risale-i Nur’a ait ve Üstadımıza ait hadisatta da aynen, kastî ve inayetkârâne tevafuku, akvaldeki o ef’alde dahi görüyoruz.

Ezcümle: Size yazılan, dört ay gelmeyen hane sahibesi için Emin kardeşimize dedi: Haber gönder” tekellümünde, onun kapı çalması tevafuk ettiği gibi; aynı cümle, iki defa okunduğu zaman, “Emin’e dediği” kelimesi okunduğu ânında, aşağıdaki kapıyı Emin açtı. Gelmek zamanı gelmeden geldi. İkinci gün, yine başka bir adama okunduğu vakit, “Emin’e dediği” kelimesini okuduğu vakit, aynı anda yukarı kapıyı Emin açtı, gelmek âdetine muhalif olarak geldi, girdi. Bu iki tevafuk, hane sahibesinin tevafukuna tevafuku gösteriyor ki, en cüz’î işlerimiz de tesadüf değil, kastî tevafuktur.

Risale-i Nur şakirtlerinden Emin, Feyzi

— İstanbul İlim ve Kültür Vakfının Kastamonu Yılları sergi katalogundan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here