O melek, cin ve beşerin seyyidi olan zât,

– şu kâinat ağacının en münevver ve mükemmel meyvesi

– ve rahmet-i İlâhiyenin timsali ve muhabbet-i Rabbâniyenin misali

– ve Hakkın en münevver burhanı

– ve hakikatin en parlak sirâcı

– ve tılsım-ı kâinatın miftahı

– ve muammâ-yı hilkatin keşşafı

– ve hikmet-i âlemin şârihi

– ve saltanat-ı İlâhiyenin dellâlı

– ve mehâsin-i san’at-ı Rabbâniyenin vassâfı

– ve câmiiyet-i istidat cihetiyle, o zât mevcudattaki kemâlâtın en mükemmel enmuzecidir.

Öyle ise, o zâtın şu evsâfı ve şahsiyet-i mâneviyesi işaret eder, belki gösterir ki, o zât kâinatın illet-i gaiyesidir. Yani, “O zâta şu kâinatın Hâlıkı bakmış, kâinatı halk etmiştir. Eğer onu icad etmeseydi, kâinatı dahi icad etmezdi” denilebilir. Evet, cin ve inse getirdiği hakaik-i Kur’âniye ve envâr-ı imaniye ve zâtında görünen ahlâk-ı âliye ve kemâlât-ı sâmiye, şu hakikate şahid-i katı’dır.

— Mektubat

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here