Yeni Asya-FETÖ-CHP-Anayasa Mahkemesi işbirliği sonucunu verdi:

“Sadeleştirme” yaftası altında tahrif edilmiş Risale-i Nur yayını kaldığı yerden devam ediyor.

Ufuk Yayınları, Mucizat-ı Kur’âniye Risalesi ile Gençlik Rehberini de “sadeleştirilmiş” halde piyasaya sürdü.

Yayınevi, bu hamlesini, Anayasa Mahkemesinin Risale-i Nur ile ilgili olarak aldığı malûm karardan sonra gerçekleştirdi.

Bugünlere nasıl gelindi?

Bilindiği gibi, paralel örgüt tarafından bir süre önce girişilen tahrif faaliyetlerine engel olunamayınca, Bediüzzaman Hazretlerinin hayatta olan vâris ve talebeleri hükûmete başvurarak Risale-i Nur ile müellifinin hukukunun korunması talebinde bulunmuşlardı.

Bu müracaat üzerine Risale-i Nur Külliyatı T. C. devletinin koruması altına alınmış ve gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştı.

Bu düzenlemelere göre,  devlet, Risale-i Nur Külliyatının aslına uygun şekilde yayınlanmasını sağlama görevini üstlenmekte, sadeleştirme de dahil olmak üzere her türlü tahrif faaliyetine karşı hapis cezası getirmekte, Diyanet İşleri Başkanlığını bu konuda yetkili ve sorumlu kılmakta, hattâ günün birinde Risale-i Nur’u aslına uygun şekilde yayınlayan kimse kalmayacak olsa dahi bu eserleri mutlaka yayınlamakla Başkanlığı sorumlu tutmakta idi.

“Devlet tekeli” yaygarası

Bu düzenlemeler, tahrifatın failleri kadar, korsan Risale basarak rant sağlayagelmiş olanların da huzurunu kaçırmış ve bu çevreler tarafından bir karalama kampanyası başlatılmıştı.

Bu arada bir süredir paralel örgütün yayın organlarına yanaşmak ve onların söylemlerini tekrarlamak suretiyle hayatiyetini devam ettirmeye çalışan Yeni Asya gazetesi de sürekli olarak “Risale-i Nur’un devlet tekeline alındığı” ve “Risale-i Nur basımının yasaklandığı” gibi yalanları yayınlarında işleyip durdu.

Nihayet, kumpasın yegâne eksiği olan CHP de koroya iştirak edince konu Anayasa Mahkemesine taşındı. Anayasa Mahkemesi de, kuruluşundan bu yana izlediği çizgiyi değiştirmedi ve kendisine yaraşan kararı vererek, Risale-i Nur’u devlet himayesine alan düzenlemeyi iptal etti.

CHP ve AYM muhabbeti

Bu süreç içerisinde CHP’ye sempati mesajları göndermekten geri kalmayan Yeni Asya gazetesi, Anayasa Mahkemesinin kararını da bayram sevinciyle karşıladı. O günden beri Anayasa Mahkemesini öve öve bitiremeyen gazete, nihayet, mahkemenin vatan hainliğine meşruiyet kazandıran son tartışmalı kararını da büyük bir coşkuyla alkışladı. Gazete, Anayasa Mahkemesi Başkanının “Anayasa herkesi bağlar” şeklindeki sözlerini, AYM’nin üstün gücüne iman etmiş bir şakirt sadakatiyle, sekiz sütuna manşetten verdi.

***

Bu hikâye burada bitmiyor. İhanet sarmalının bir de “akraba” cephesi var. O da aşağıdaki haberimizde:

http://www.yazarumitsimsek.com/ustada-akraba-hanceri/

 

***

mucizat-kapak

genclik-rehberi-kapak-baski

manset

2 YORUMLAR

  1. Üstad, ilmi ve vehbi dersleri kadar müjdeleri ile de ders verir. Üstadın fecr-i sadık müjdesi için neden ve niçin 4 ayrı tarih verdiği üzerinde kimse düşünmemiş olabilir. Bu normal. Önemli olan hizmet. Ama ben pimpirkli biriyim, önem verdim. Niçin 4 tarih var, hatta 5’sini hafi olarak belirtmiş. Düşündüm, düşündüm ama benim gibi kısa fikirli biri nasıl çözsün. Jeton çok sonraları düştü. Ne zaman mı? Fetoş diye biri çıkıp, Kur’an hizmetinin iki önemli cemaatinin kast ederek “…cı“ ve “…cu” diye söz edip kendisini rahatsız ettiğini ve üstelik toplumu bölücü olarak gördüğünü bir gazeteye söyleyince jeton yuvarlanmaya başladı.
    Tam tamına 23 yıl önce. Sonra o molla bozuntusunun yüzündeki maske fitnesi nisbetinde düşmeye başladı. Altından, derin devlet, gladio çıktı, istihbarat çıktı, derken CIA çıktı, necon çıktı, Musevi muhabbeti çıktı. Ve de Mesihliği. Anlayacağınız molla müsveddesi, binbir çeşit mağazası gibi binbir çeşit fitne odağı olup çıktı. Diyeceksiniz bunda ne var? Var işte. Uhuvvet ve ittihad uğruna böylelerine ses çıkarmayınca herifçioğlu ülkeyi necon-siyonist mahfillerle yönetmeye kalkışınca panik başladı. Cemiyette rahneler ve yaralar açtı. Şaşkınlık doğurdu. Bu da ehl-i iman ve İslamı fitnelerle ihtilafa düşürdü. Ayrıca Süfyan fitnesiden sonraki en büyük fitne-fesadı oluşturdu.
    Tabi bu hal, Kur’an arşından gelen hidayeti de perdeledi. Fecr-i sadıkı son tarihi göre tehir etti. Asgari 20 yıl. Çünkü şartların oluşmasını iblisane engelliyordu. Hele ki Risale-i Nur’u tahrifatı melaneti. İnanın Süyfan’ın Kur’an’ı tahrifatından sonraki en mel’un eylem.
    Buna üzülünecek diğer bir nokta ise, bir gazetenin bebeklik çağına ait şartların bütün yaşlarda bakiliği ısrarı ve fikr-i sabitliği eklenince ortaya çifte şeddeli bir fitne çıkardı. Birdi, 4 odak oldu.
    Halbuki üstad 3 faslı öngörüyor. Her faslın kendine has hizmet tarzı var. 3. Fasıl olan fecr-i sadık ile, yalnız Türkiye’de değil bütün alem-i İslam’da fütuhata start olacağını müjdeliyordu. Ama düşünebiliyor musunuz, o tahrifatçı zihniyetin menfaatleri ve meslek taasupları için ülkeyi bütünlüğünü hedef alan ye’cüc ve me’cüc taifesine bile destek vermeleri yok mu? Hassan Sabbah ve haşhaşinleri yanında masum kalır. Ama rahmet-i İlahi’den ümit kesilmez. Ne de olsa zamanın sahibi gönüllerde, kalplerde, akıllarda, fikirlerde yer etti ki, biraz sıkıntılı da olsa atlatacağız. Ve Kur’an’ın arşından gelen hidayetin fütuhatını göreceğiz. Biiznillah.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here