– 29 –

Kur’ân’ın ders verdiği gibi” tanımı, Risale-i Nur’un iman bahislerini özetleyen güzel bir tariftir. Bu tanım, Risale-i Nur’un rahmet ve muhabbet hakikatlerine ağırlık vermesi kadar, herşeyi her an her haliyle kuşatan bir rububiyeti ders vermesi yönünden de gerçeği yansıtmaktadır. Bu iman tanımında, ne insanın, ne de daha küçük veya büyük herhangi bir varlığın, en gizli ve en küçük bir hal ve hareketinde bile Allah’ın ilmi, iradesi ve kudreti dışında hareket etme ihtimali yoktur. Ama iyi ki yoktur. Aksi takdirde, en gizli arzularımızı açıp en derin dileklerimizi sunacak kimi bulurduk? Bizi her yönden saran tehlikelere karşı sığınacak kimimiz olurdu? Sırlarının küçücük bir bölümünü bile hâlâ çözemediğimiz bedenimizin, onun ötesinde de manevî varlığımızın en karmaşık ayrıntılarında Onun hükmü geçmeseydi, hayat bu kadar rahat ve bu kadar tatlı bir şekilde yaşanır mıydı?

Kur’ân’ın irşadları ışığında Risale-i Nur’un ders verdiği iman, bir dostun her yerde ve her zaman varlığını kendisiyle beraber hissetmeyi, bunu gözüyle görmüşçesine bir kesinlikle bilmeyi ve bütün sıcaklığıyla yaşamayı sonuç veren bir imandır. O gizemli üslûbun insanı ilk satırlarından itibaren içine aldığı âlemlerde işte böyle bir imanın sıcaklığı hissedildiği içindir ki, insanlar, bu eserleri okudukça vurulmuşlar, okumakla doymamışlar, defalarca okumak suretiyle bir mutluluğu tekrar tekrar tatmak ve her okuyuşta o satırlar arasında yeni parıltılar keşfetmek arzusuna tutulmuşlardır. Risale-i Nur’un iman ilimlerini kapsadığını ve iman ilimlerinin de insan için hava veya su demek olduğunu dikkate almayanlar ise, bu eserlerin niçin tekrar tekrar okunduğuna akıl erdirememişler ve binlerce, yüz binlerce, belki de milyonlarca insanın, bu eserlerin telifinden beri onları her gün ve gece tekrarlayıp durmasını şaşkınlıkla izlemişlerdir.

IMG_4145-a

Bediüzzaman Said Nursî, talebeleriyle yazışmalarında, Nur Risalelerinin bu özelliğine zaman zaman dikkati çekmiş ve onlardan, iman ilimlerini başka ilim branşlarıyla karıştırmamalarını istemiştir.

Ümit ediyorum ki, Cenab-ı Hak kabul etse, tevfik verse, yazılanlar dalâlet bulutlarını dağıtmaya kâfidirler. Her derdin devâsı içinde var demeyeceğim; fakat mühlik dertlerin ağleb devâsı, yazılanlarda vardır. Siz onların mütalâasını, kıymettar bir ibadet olan tefekkür nev’inde telâkki ediniz. Ve onlardaki ilmi, envâr-ı imandan ve mârifetullahtan tasavvur ediniz ki usanç vermesin. Hem sizde ve müstemiînde iştiyak olduğu zaman okuyunuz.[1]

 

Onuncu Sözün kıymeti tamamıyla takdir edilmemiş. Ben kendi kendime hususî, belki elli defa mütalâa etmişim ve her defasında bir zevk almışım ve okumaya ihtiyaç hissetmişim. Böyle bir risaleyi bazıları bir defa okuyup, sair ilmî risaleler gibi yeter der, bırakır. Halbuki bu risale ulûm-u imaniyedendir.[2]

 

İlim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi, her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibarıyla inşaallah o cümledendir.[3]

 

Mektubunuzda Risale-i Nur’un mizanlarını her okudukça daha ziyade istifade ettiğinizi yazıyorsunuz. Evet, kardeşim, o risaleler Kur’ân’dan alındığı için kut ve gıda hükmündedir.

 

Hergün ihtiyaç gıdaya hissedildiği gibi, her vakit bu gıdâ-yı ruhânîye ihtiyaç hissedilir. Senin gibi ruhu inkişaf edip kalbi intibaha gelen zatlar okumaktan usanmaz. Bu Kur’ânî risaleler, sair risaleler gibi tefekküh nev’inden değil ki, usanç versin. Belki tagaddîdir.[4]

[Devam edecek]

[1] A.g.e., 1511.

[2] A.g.e., 1536.

[3] A.g.e., 1516.

[4] A.g.e., 1548.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here