Bir sade vatandaşımız, ülkenin ve dünyanın içinde bulunduğu durumlar karşısında çözümler üreterek bunları “iktidar vaadleri” olarak bir yerlere not ediyor. Kimseye “Şöyle şöyle yapın” demiyor; dese de kimsenin kulak asmayacağını herkes gibi o da biliyor. Sadece, “Üzerimde vebal kalmasın” kabilinden, “Ben iktidara gelince şunu şunu yapacağım” diyerek insanlığa karşı bir vaadde bulunmuş oluyor. Bize de bu vaadleri duyurmak kalıyor. Sade vatandaşımız diyor ki:

Anayasamız her ne kadar yasama görevini milletvekillerinden oluşan bir Meclise vermiş bulunuyorsa da, uygulamada bu görevi tamamen liderlerden oluşan çok küçük bir grubun büyük bir fedakârlıkla üstlenmiş bulunduğunu görüyoruz.

Görünüşe bakılırsa kanunlar Meclisteki oylamalarla çıkarılıyor veya reddediliyor; fakat oylamalarda kimin hangi yönde rey kullanacağı daha önceden kararlaştırılmış bulunuyor ve milletvekillerinin – çok nadir durumlar dışında – başka bir seçeneği kalmıyor.

Yine görünüşe bakılırsa, milletvekillerinin hangi yönde oy kullanacakları partilerin “yetkili” organlarında belirleniyor; gerçekte ise bu organların da bir lider kadrosu tarafından belirlenen kararları resmîleştirmekten öteye gidemediklerini görüyoruz.

Gerçi yakın geçmişimize baktığımızda, milletvekillerimizin liderlerine rağmen vicdanlarının sesini dinleyerek oy kullandıklarına dair bir veya iki vak’a görebiliyoruz: Tezkere oylamasında olduğu gibi. (Aslında bir vak’a diyecektim, ama her ihtimale karşılık bir tane de yanılma veya unutma kontenjanı olarak buna ekleyiverdim.) Ancak bu tek vak’a da lider kadrolarımızı uyandırdığı ve milletvekillerinin seçim yöntemleri, adayların seçim öncesi taahhütleri (tabii millete değil, liderlere karşı taahhütleri), onları yasama görevlerinin dışındaki zamanlarda da düşünme fırsatı bırakmayacak şeylerle meşgul etme gibi tedbirler almaya sevk ettiği için, parlamenterlerimizin “vicdanlarını dinleme” fırsatını bundan böyle asla yakalayamayacağını söylemek bir kehanet olmayacaktır.

Bu durum bizi iki şıkla karşı karşıya getiriyor:

Ya milletvekillerini lider kadrolarının egemenliğinden kurtarıp vicdanlarıyla baş başa bırakmak. Veya liderleri milletvekilleri ile uğraşmaktan kurtarıp yasama görevini doğrudan doğruya onlara vermek.

Birincisi daha sağlıklı bir yol olarak görünebilir; üstelik bu bizi sadece liderlerden değil, aynı zamanda çevresinden ve aile efradından da kurtarma gibi bir bonusu da beraberinde getirebilir. Ancak liderlik ve özellikle “kurtarıcılık” niteliklerine sahip kişiler böyle engellere pek aldırmazlar; onlar yine bir yolunu bulup yönetmeye ve kurtarmaya devam edeceklerdir. Onun için, bu şık, uygulanabilecek bir çözüm olarak görünmüyor.

Bu durumda, uygulanabilir tek alternatif olarak, parlamentoyu kapatmak ve yasama görevini siyasî partilerin liderlerine bırakmak kalıyor. Ben iktidara gelince aynen bunu yapacağım sevgili vatandaşlarım. Nasıl diyecek olursanız:

Tıpkı şirketlerin yönetimi gibi.

Seçimler yine yapılacak. Fakat bu milletvekili değil, sadece parti seçimi olacak. Her parti, aldığı oy oranına göre, ülke yönetiminde hisse sahibi olacak. Meselâ bir parti seçimlerde yüzde 35 oy almışsa onun ülke yönetimindeki hissesi yüzde 35, bir diğeri yüzde 8 almışsa onun da hissesi yüzde 8 olacak. Bunda baraj gibi şeyler de olmayacağı için, partiler arasında baraj-altı, baraj-üstü tartışmalarına da mahal kalmayacak. Böylece, alınan kararlarda önce hisse oranına göre salt çoğunluk aranacak, anlaşma sağlanamazsa daha sonraki oylamalarda en yüksek oy (daha doğrusu hisse) belirleyici olacak. Yani, 600 kişinin çok büyük masraflarla ve çok uzun zamanlarda ancak becerebildiği işi, altı kişi bir oturumda yapacak.

Buraya kadarki izahatımdan anlamış olacaksınız; siyasî partiler derken çok geniş kadrolardan ve sözümona karar organlarından bahsetmiyorum, sadece partilerin liderlerini kastediyorum. Onlar herşeyi herkesten iyi bildikleri, hiç hatâ yapmadıkları, hiçbir zaman koltuklarını ölüm veya kaset dışındaki bir sebeple terk etmedikleri ve kafalarındaki şeyi ne yapıp yapıp “tabanın kararı” olarak uygulatma gibi bir beceriye sahip oldukları için, yasama görevini de onların mümtaz şahsiyetlerine tevdi etmek, öteden beri dolambaçlı ve masraflı yollardan yapılmakta olan birşeyi çok daha sade, kestirme, seri ve ucuz bir şekilde gerçekleştirmek anlamına gelecek, hattâ çok büyük ihtimalle bu sayede dolar dahi eski seviyesine düşecektir.

https://yazarumit.com/diyanet-yoneticisi-cami-mudavimi-olmali/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here